Ayyaşlar Bayramı - Ahmet Hamdi Tanyeli

Eski sarhoşlar ve esrarkeşler Ramazan bayramlarının birinci günü Edirnekapı dışındaki Bekri Mustafa’nın ve esrarkeş Hacı Ahmed’in mezarları başında tören yaparlar, pirlerinin mezarlarını rakı ile sularlardı. Bunların törenlerine iştirak eden muharrir bu makalesiyle sarhoşlar bayramını tarihe mal ediyor.

İstanbul’da ramazan ayı girince bir hayli akşamcılar, sarhoşlar, ayyaşlar mübarek aya saygı göstermiş olmak için rakıyı bırakırlar, tam bir ay içmezlerdi. Bunlar bayramın birinci günü perhizi bozarlar, itiyatlarına devam ederlerdi.

Kendilerini rakıya vermiş, alkolik olmuş halk arasında ayyaş tanınmış bazı sarhoşların bayramın birinci günü Edirnekapısı dışarısındaki sağ köşedeki bahçeli kahvede birleşirler, birer, ikişer çakışdırdıktan sonra toplu bir halde Otakçılara giden caddenin solunda mezarları ve mezar taşları bulunan Bekri Mustafa ile ahret yoldaşı ve toprak altı komşusu günde 150 dirhem afyon ve aksülmen yediği halde 134 sene yaşayan Urfalı meşhur afyonkeş Hacı Ahmet ağanın kabirleri üzerinde bir tören yaparlardı.

Bunlara bazı gençler ve meraklılar katılır ve bir çocuk kafilesi de onları takip eder, uzaktan seyirci olurlardı.

Edirnekapıdan çıkıp da her iki tarafı mezarlarla, eğrilmiş, devrilmiş, yatmış mezar taşlarile dolu yola düzülünce ceplerden şişeler çıkarılır, yavaş yavaş; yürüyen neşeli bir içki alemi başlardı.

Sarhoş ve hoşser kafile böylece Bekri Mustafa ile Afyonkeş Hacı Ahmedin kabirleri üzerine gelir, yeniden şişeler çıkarılır elebaşı olan meşhur ve kabadayı sarhoşlar şişelerin ağızlarını biri birine vurarak kırarlar, pirlerinin ruhlarını taziz için içtikten sonra keyfin ve neşenin bir sembolü olarak bu tuhaf adamların mezarlarına gül suyu veyahut mukaddes başka bir su serperler gibi rakı dökerlerdi.

Şişeleri kıranlar ve bu törene katılanlar birer çift halinde karşı karşıya ellerindeki şişeleri birbirlerinin ağızlarına yapıştırırlar, içerler ve biri birlerine böylece bayram ikramı yaparlardı.

Rakıya sabırsızlıkla yolda başlayanlar iştiha ile mezar başında mütemadiyen içenlerden pirlerinin mezarları dibinde sızıp kalanlar da olurdu. Rakıya mütehammil diri sarhoşlar tören esnasında şakalar, lâtifeler yaparlar, Bekri Mustafa’nın hikâyelerini, afyonkeş Urfalının tuhaf fıkralarını anlatırlar, neşeli, eğlenceli ve zevkli saatler geçirirlerdi.

Bu iki bedmestin mezar taşlarını mevsim bahar ise papatyalarla, gelinciklerle süslerlerdi. Çiçeksiz mevsimlerde defne, taflan dallar ile donatırlardı.

Rakıdan başka esrar içenlerde yine bu topluluğun içinde ayrı bir grup yaparlar (çifte kâğıtlı) denilen kalın esrar sigaralarını halka teşkil ederek sıra ile çekiştirip dururlardı.

Elli, elli beş yıl önceye ait bir törende; seyirci olarak ben de bulundum. O sene bunlar bir alayla bu iki kabir etrafında toplanmışlar ve (Harabat Kapılı) denilen Silivrikapılardan meşhur esrarkeşlerle Mevlevi hane kapısı dışarısında mezarlıklar arasında bir de Ayazması ve panayır günü olan. (Kozlu meydancığı)ndaki kır kahvesinin bütün esrarkeşleri iştirak etmişlerdi. Bunlar Hindistan cevizi kabuğundan yapılmış bir de (kabak-nargile) getirmişlerdi.

Esrar o vakit sözde yasaktı. Kale kapıları diplerindeki kahvehanelerde, Kozluçayırı gibi yerlerde açıkça ve serbestçe içilirdi. Garibi şudur ki gerek esrar kahvehanelerinde ve gerek kırlarda esrarkeşlerin öyle toplantılarında resmî elbiseleriyle, o vaktin polisleri de bulunur bu keyfe iştirak ederlerdi.

Gidiş merasimi nispeten sakin ve sessiz olurdu. Görenler cenaze arkasından giden bir topluluk sanırlardı. Fakat dönüş hiçte öyle olmazdı. Sarhoşlar bir aylık perhizin acısını çıkarmak için içebildikleri kadar içerler, zil zuma sarhoş olurlardı. Yollarda parça parça, üçer beşer, hepsi başka havadan türküler tutturarak dönerlerdi. Bu serbestlik sanki mezarlar arasına mahsus gibi idi. Kale kapısından içeri girilirken ses, seda kesilir, grup grup insanların oraya, buraya dağıldıkları görülürdü.

Arkalarından bakanlar gürültüsüz, patırtısız akan bu kafilenin, sağa sola yalpa vurarak, sendeleyerek, düşüp kalkarak yürüdüklerini görünce büyük bir köy düğününden dönen sarhoşlar olduklarına hükmederlerdi.

Bu işin, bu alayın zevkini, tadını (Harabat kapılı)lar çıkarırlardı. Edirnekapı ile Silivrikapı arasında kale haricindeki uzun bir yolu keyifli keyifli şarkılar söyliyerek, gazeller okuyarak şen, şatır ve çok neşeli geçip giderlerdi. Her neşeli ve zevkli yerlerde mutlak bulunan çocuklar alayı da arkadan ve biraz uzaktan bu kafileyi gülerek, eğlenerek takip ederlerdi.

1908 inkılâbına kadar bu tören yapılırdı. Ben bir kaçına iştirak ettim. Bu gün ne o sarhoşlar var, ne de o şevk ve zevk…

Maziye karışan, unutulan bu tuhaf ve garip töreni şu bir kaç satırla ve bir kalem darbesiyle tespit ederek tarihe, eğlence tarihimize mal ediyorum.

Ahmet Hamdi Tanyeli

Bu makale Ucuz isimli (http://www.ucuztarih.com/magazin/ayyaslar-bayrami/)siteden alınmıştır.

Önceki Yazı:Max Stirner ve Anarşizm Üzerine (Stirner’in “Anarşizmi” Üzerine) - H. İbrahim Türkdoğan
Sonraki Yazı:Bir Ramazan İzlenimi Yazısı: Oruç, Nefs ve Ahlak – Numan Bey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...