3. Aruzla Giden Gelen – Oğuz Destanlarını Yeniden Okumak - BayRam Bey

"Aruz’un suç olarak adlandırdığı ise devlete gönderen yasanın yasakladığı edimler değil, törenin, yazılı olmayan iyi davranışlarının gösterilmemesiyle ilişkilidir. Töre yasadan farklı olarak suç tanımları yapmaz. İyilikler ve olumluluklar dağarcığıdır. Bunları yerine getirmemek ise cezayı gerektirmez. Töresizlikle damgalanır. Topluluk içinde kınanan davranışsız kalma, kişinin o topluluk içinde tek başına dayanışmasız bir yaşamı seçmesi anlamına gelmez. Topluluk da böylesi kişiyi kendi durumunda bağsız bağlantısız (selamsız sabahsı) bırakır."

4. Okuma, yorum

“aruz eydür mere kılbaş (...) suçumuz neyidi ki yagmada bile olmaduk dedi hemişe kazanun başına bunlar gelsün tayısı aruzı ana tursun biz kazana düşmenüz bellü bilsün dedi”

Savlar:

Birliğin işleyişinde ortalıkta bir kusur, eksiklik yokken yine birliğin kurulmuş varlığını sürdürmek için onun bir çaba, kollama ve korunmayla çevrelenmesi gerekir. Yağma hakkı vardır. Bu öyküde açık olan bir savdır. Aruz bunu “suçumuz neyidi ki yagmada bile olmaduk”diye sorar ve örtük olarak sorunun içine yanıtlarını sıkıştırır. Amacı, ereği öyküde hiç geçmese de bu hak kurucu töre ve onun uygulanmasıyla Dışoğuz dışlanıncaya dek süreklilik göstermiştir. Dışlanmayla birlikte ayrımlar belirlilik kazanmıştır ve yeni bir oluş biçimlenmektedir.

Aruz’un suç olarak adlandırdığı ise devlete gönderen yasanın yasakladığı edimler değil, törenin, yazılı olmayan iyi davranışlarının gösterilmemesiyle ilişkilidir. Töre yasadan farklı olarak suç tanımları yapmaz. İyilikler ve olumluluklar dağarcığıdır. Bunları yerine getirmemek ise cezayı gerektirmez. Töresizlikle damgalanır. Topluluk içinde kınanan davranışsız kalma, kişinin o topluluk içinde tek başına dayanışmasız bir yaşamı seçmesi anlamına gelmez. Topluluk da böylesi kişiyi kendi durumunda bağsız bağlantısız (selamsız sabahsı) bırakır. Gitmesi için olduğu dek o topluluk içinde kalması, yaşaması için de çok neden kalmamıştır. Kazak sözcüğü topluluklarından, topluluk birliğinden ayrılmış kişi ve kümeleri gösterir.

Örtük savlar:

Aruz’un suçumuz neydisini töreyle ilişkilendiren anlam hemen ardındaki tümcede ortaya çıkar. Yağmanın somut tatlarından, şenliğinden, sevincinden bizi yoksun bırakanlar bizden nasıl yardım isteyebilirler ki! Kurucu sözleşme, and içiş (antlaşma) malı çoğalanın, bey olanın kendisinin yaşamını sürdürmesini sağlayan mallardan ötesini gereksinimi olanlara dağıtacağını örtük olarak kapsar. Aruz karşılıklılık ilkesini anımsatır Kılbaş’a. Yağmalatmanın bir hak değil sözleşmeye dayalı bir beylik görevi olduğunu, yağmanın bir hak olduğunu, Kazan’ın hem ilkinde, hem de ikincisinde bu karşılıklığı bozduğunu bildirmiş olur. Çünkü çağrılmama birliğin dışında bırakmadır. Çünkü yağmaya katılamama birliğin şenliğinden, kıvancından yoksun bırakılmadır. Çünkü bu yüzlerden Dışoğuz dışlanmıştır. Savaşma hakları oluşmuştur. Kazan’ı yagı bastıysa, Kazan kendi çözmelidir sorunu. Aruz bozulan antlaşmayla kolun (Dışoğuz/Bozok) boylarbirliğinin Kazan’a ama yalnız Kazan’a düşmen olduğunu dille de açıklar. Bu açıklama da töre gereğidir. Bir ayrımı, ayrımcı bir davranışa dönüştürüp bunun ne yüzünden, yüzlerden olduğunu saklamak yaşayan, çoğalan, dönüşen bir gelenekler toplamı olan töreye de aykırıdır. Bu yüzden eski bir Türkmen ilenmesi “töresi batasıca”dır. Beğenilmeyen bir davranış gösteren “tören batsın” diye kargışlanır. Bu kargışta düşünsel, duygusal bir değerlendirme vardır. Kesinlikle bir yargı değildir bu. Aruzun sözü ise töresi batanı, töreyi batıranı imler. Bundan dolayı savaş hakkı kullanılacağından artık barış koşullarındaki bazı ilkeler doğal olarak ortadan kalkacaktır. Biz düşmeniz sözü, eylemi kapsayan bir edimle anlamını bulabilir ancak.

5. Okuma, yorum

“kılbaş (...) üstümüze yagı nesne gelmedi/ (149a) men senün dostlıgun düşmanlıgun sınayu geldüm  (...) dedi”

Savlar:

Öykünün olay örgüsünün bana göre değil, kendi ileneğinde –ilinek- tutarsızlığı varmış gibi geliyor. Bu tümcedeki anlatma biçimi, yine de tutarsız buluşu bana yüklemiyor mu? Ama ben bunu üstlenemediğimden dolayı Kılbaş’ın Kazan’a “bilmezmisin (...) evün yagmalatdugun dem taş oguz bile bulınmadı sebeb oldur” demesi üzerinde düşüneceğim. Eğer Kılbaş kuşkulu bir olgu olarak ilişkinin niteliğinin belirsizliğine içtenlikle inansaydı (dostlar mı, düşmenler mi?) Dışoğuz beylerinin yağmaya çağrılmadığından, sürekli belli aralıklarla yapılan olağan buluşmalara (beyi selamlama buluşmaları) gelmediğinden habersiz olmalıydı. Haberi var ve de daha fazlası. Çünkü Kazan’ın (öyküde açıkça belirtilmeyen ama yaptığı işten dolayı) danışmanı, ulağı (habercisi, temsilcisi, yerine göre elçisi ya da tutkuyla istenilen ilçisi olma), sırdaşı (dolap döndürücüsü).

Elbette benim anlama çabamın sınırlarının ötesinde bir öyküleme ustalığının alanı yatıyor. Yinelemeleriyle, bildiğini bilmezlikten gelmeleriyle, seçtiği sözcüklerin öncekilerle sonrakilerle sessel uygunluğu ile çarpışmalarının ezgisi, sözcük ilişkilerinden türeyen ama dile düşürülmeyen anlam çoğalmaları, çağrışım zenginlikleri, doğrudan sözün yananlamları, uzak göndermeleri, ürettiği imgeleri, çelişkili tümcelerin olanaksıza, olumsuza göndermeleriyle de öyküleme, anlamı anlatma (osm. ifadeyi ifa)  sorunuyla doğrudan ilintili ya da ilentili (öykünün “bile”sinden> ileşik, ilenti. Bileşik, bitişik gibi) sayılmalıdır. Bu yüzden buradaki anlama çabam sınırlı, eksik, güdük ve daraltılı kavrayışlıdır.

(Okuyana yazana özür borcumun birini ödeme: İlintili ya da ilentili derken, yukarıdaki gibi elçisi ya da ilçisi derken olduğu gibi sözü uzatma ya da bilgiçlik taslama görüntüsü bence yalnızca bir görüntü. Doğal olarak ilinti demenin dili amaçlı değiştirme, zorlama, ilentinin ise şeyin doğal bağıyla, bile/ile olan nesnenin “bile olma”yı sözlediğini imlemek istedim. Yine ilin bir egemenlik, erk, yönetim kavramı, ilçinin bir egemenlik kurumu olduğunu... elçinin ele, yaşanılan yere, devletsiz topluluklarda erke bulaşmadan elin yurdun haberini getirip götüreni imlediğinin ayrımlarına dikkat çekmek istedim. Elbette devletsiz siyasal bütünlüklerde de ilçi var. Dışoğuz kolunun örgütlenmesi olarak Bozok ilinin ya da Bozok’tan Avşar ilinin ilçisi anlatımı da doğru. Avşar’ın sultanı, Dışoğuzun padişahı, Bozok’un hanının “örgüt şeyleri, nesneleri, kurumlarıyla” uygunsuz oluşu dolayısıyla yanlış olduğu gibi.

Başka Oğuz yazmalarında, ortaçağ yazmalarında elçinin yalvaçlığın dışında bir anlamla “Tanrının yoksul bir elçisiyim”, “benim suçum yok, beyin kimi kimsesi olmayan bir elçisiyim...” “ben elçiyim, elçiye zeval olmaz –suç, eksiklik, kabahat, sorumluluk-” anlamında yazıldığını da görüyoruz. Türkmence’de düğün haberi okuntucuyla, ölüm haberi elçiyle... iletilir. İletilir<  bile-tilir? Çoğu ‘... ya da’ları, hiç olmazsa bundan sonra biraz yavaşlayarak okursanız çabam tutkulu isteğine ereceğinden dolayı sevinirim.)

(Devam edecek...)

Önceki Yazı:2. Aruzla Giden Gelen – Oğuz Destanlarını Yeniden Okumak - BayRam Bey
Sonraki Yazı:16 Teknoloji Toplumu – Ekonomik Gözlem Teknikleri - Jacques Ellul
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...