Belediyecilik Hayalleri: Bookchin’in Politikasının Toplumsal Ekolojik Eleştirisi – Belediye Ekonomisi - John Clark (Bölüm IV-Son-)

“Biyo-bölgecilik Bookchin’in kararlılıkla reddettiği bir çeşit yükümlülüğe dayanır; yani birinin kendini bir diğerine vermesi, “seçmek için seçme” olmaksızın seçmek, kişinin varlığının en derin seviyesinde diğerinin arzularını tanımasıdır. Bookchin kendi ideal cemaatini “kan bağı olduğundan dolayı birbirini sevmek zorunda olan kişilerden ziyade birbirlerini seçerek seven bireylerin birliğinden oluşan komün”  olarak açıklar”

Belediye Ekonomisi

Bookchin’in politik düşüncesinin en ilginç yönlerinden biri onun egemen ekonomik toplumu etik olarak eleştirisinin merkezi önemde olması ve adil bir ekolojik toplum için bir ön koşul olarak  “ahlaki ekonomi”nin yaratılmasına çağrısıdır. Böyle bir “ahlaki ekonomi”nin şu anda hüküm süren ahlaki olmayan “saf pazar”ın yerine “üretici bir cemaatin” ortaya çıkmasına işaret edeceğini ileri sürer. Üreticilerin “aleni olarak ürünlerini ve hizmetlerini sadece “eşitlikçi” ve “adil” değil aynı zamanda birbirini destekleyen anlamda “değiştirmeye hem fikir” olandan fazlasını gerektirir.[1] Eğer egemen ekonomik sömürü sistemi ve ona dayanan egemen ekonomik kültür yok edilirse insanların kapitalist pazarın yerini alacak yeni değişim biçimini bulduğu bir alan yaratılır ve bu alan devam eden bir büyümeye ehil olmalıdır. Bookchin bu alanı belediyeleştirilmiş ekonomi olarak görür. O “liberter belediyecilik altında mülkiyetin vatandaşlar olarak meclislerde vatandaş unsurunca denetlenen büyük bir bütünün parçası” olacağını iddia eder.[2] Başka bir yerlerde “toprak, fabrika ve atölyelerin ulus-devlet tarafından ya da mülkiyet hakkını iyice geliştirecek olan üretici-işçiler değil, özgür cemaatlerin oluşturduğu halk meclisleri tarafından kontrol edilmesi”ni açıklamaktadır.”[3]

Herhalükarda, en azından bugün, önemli ekonomik dönüşümün başlaması gereken pek çok alan arasında bir alandan ziyade, belediye ekonomisi sektörüne neden temel alan olarak bakılması gerektiği açık değildir. Bireysel üreticiler, kendi kendini idare eden işletmeler ve toplumsal ekolojik değerlerle birleşmiş büyüyen kooperatif bir ekonomik sisteme giren küçük ortaklıkları tasavvur etmek olasıdır. Elde edilebilmiş ihtiyaca göre bölüşümün komüniter prensibinin kapsamı – önceden öngörülemeyen karmaşık tarihsel faktörlere bağlı olan bir durum - gelişmiş komüniter ve kooperatif değerlere göre oransal olur. Bookchin ahlaki bir ekonomiye katılımın kişiliği geliştirmesi yoluyla “ortaklık, erdemlilik ve edeplilik formlarında sürekli bir eğitim”[4] olduğuna dair bakış açısında kesinlikle haklıdır. Ve “ücret, kaynak, kişisel fayda ve maliyet”in ideal “ahlaki bir ekonomide hiçbir rol oynamaması” mümkündür.  Verilen ve alınana ilişkin bir “muhasebe” olmayacaktır.[5] Gene de daima tarihsel olarak belirlenmiş, kültürel bağlamda tarihsel olarak belirlenmiş kişilik ile başlarız. Cemaatlerin (ve kendini idare eden işletmelerin) gerçek tarih ve kültürün sınırları içinde özgürlükçü kurumları yaratma görevini bulmaları pek ala büyük olasılıktır. Ortak iyi, malların bölüşümü ve vatandaşlardan gelen katkıların “muhasebesi”nin bazı biçimlerini koruma yoluyla en iyiye ulaşmasıdır.  Bookchin’in bölüşümün anarko-sendikalist sistemi, ne derece olursa olsun, uzun vadeli hedef olarak arzu edilir. Psikolojik ve kurumsal ön şartlarını geliştirmeksizin onları kısa vadede hayata geçirme teşebbüsü ekonomik başarısızlık ve hayal kırıklığı için açık bir yöntemdir.

Bookchin, egosit ve partikülarist[1] çıkarları lağvetmek için belediyeciliğe hemen hemen mucizevi bir güç atfeder. O ve Biehl böyle bir sistemin – belediyeleşme durumunda – “ekonomik yaşamda gelişecek herhangi çeşit partikülarist çıkarın olası olmasını elemeyeceği[6] gerekçesiyle Sol Yeşiller’in, işçilerin öz-yönetimine dair, tasarısını eleştiriyorlar. İtalik yazılar gıpta edilen bir umudu yansıtırken belediyeleşmek ya da başka herhangi politik programın  - ne kadar takdire şayan olabildiğinin önemi yok – bu çeşit çıkarları bütünüyle eleyebilmesinin nasıl garanti edebileceği pek net değildir. Bookchin ve Biehl “demokratikleşmiş bir yönetim”in işçilerinin herhangi bir çeşit partikülarist çıkardan ziyade “genel kamu çıkarı”nı[7] geliştirmesi gerektiğini tartışmaktadırlar. Fakat bir belediye için diğer cemaatler ya da doğanın geniş cemaatinin üstüne kendi faydasını koyması pek ala mümkündür. Bir “belediye vatandaşı” kavramı bir başına “genel bir kamu faydası” ile tanımlanamaz. Kavramlar böyle bir işleve sahip olduğunda “insan cemaatinin vatandaşı” çok daha apaçık olur ve “yeryüzü cemaatinin vatandaşı” ekolojik olarak çok daha fazla iş görür.

Bookchin’in liberter belediyeciliği altında üretici bir işletmede işçinin partikülarist perspektifi ve belediye vatandaşının partikülarist perspektifi arasında olası (ve belki de kaçınılmaz) bir çatışma vardır. Bookchin ve Biehl “kendi ekonomik alanındaki işçiler”in “politik karar alma gücü olmayan sadece teknik bir organ”[8] olan danışma kurulu olarak yerleştirilmelerini önerirler. Eğer bir şeyler çıkar çatışmasına dair problemleri çözerse bu çok fazla bir şey başarmazdı.  Bookchin “belediyece yönetilen işletme”ye bir yerde “bir işçi-vatandaş denetimindeki işletme”[9] der fakat denetim, işçiler olarak değil, vatandaş olarak faaliyette bulunan cemaat mensupları için etkin şekilde sınırlanmıştır.[10] Ortak politika yapma gerçek-dünyada görünüşte olası gibi görünüyor, fakat karmaşık olduğu da açıktır. Her iki durumda (saf cemaat demokrasisi ya da cemaatin karışık olduğu bir sistem ve işyeri demokrasisi) üretici olarak sorumluluklarına ve kendi ihtiyaçlarına yoğunlaşmış işçiler ve yerel cemaatin sorumlulukları, ve ihtiyaçlarına teoride yoğunlaşmış meclisler arasındaki çatışma için sürekli bir potansiyel olduğu açıkça görünüyor.

Liberter belediyeciliğin nihai hedeflerini bir yana koyarsak, Bookchin geçici bir safha önerir. Bu politikalar “küçük parakendeci pazarları, hizmet kuruluşları, zanaatkar dükkanları, küçük çiftlikler, yerel imalat firmaları ve benzerlerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmemesi”dir.[11] Aslında, üretimin daha kooperatif şekillerinin yanısıra bu sektörlerin uzun vadede neden var olmamaları gerektiğine dair soru ortaya çıkmaktadır. Böyle küçük işletmelerin sömürücü olduğuna ya da onların ekolojik bir tarzda işletilemeyeceğine dair kesinlikle inandırıcı veriler yoktur. Özellikle eğer bölgesel bir ekonomide büyük işletmeler demokratik bir şekilde işletilirse böyle küçük işletmelerin sürekliliği toplumsal ekolojik değerlerle uyuşmuyor gibi görünmez. Bu, demokratik olarak kurulmuş cemaatlerin toplumsal ve ekolojik sorumluluğu seviyesinde bile adil ve etkin parametrelerinin de olduğu bir durumdur.[12]

Herhalükarda, Bookchin bu olasılığı dogmatik olarak reddeder. Eğer herhangi bir çeşit pazarın varlığının devam ettiği durum varsa, “rekabetin en küçük işletmeleri dahi ya büyümeye ya da ölmeye, sermaye birikimine ya da yok olmaya, rakip işletmeleri yutmaya ya da yutulmaya zorlayacağını” iddia eder.[13] Fakat Bookchin tarihsel olarak varolan pazarın, piyasa-egemenliğindeki pazarın var olmasıyla eşit olmadığına dikkat çeker. Böyle bir farkın neden gelecekte muhafaza edilmeyeceğini açıklamaz. “Arşizm”e bir teslimiyet olarak hükümeti kabul etmesine hücum eden “pürist” anarşistler tarafından eleştirilir. Fakat o haklı olarak yalnızca hükümet kurumlarının varlığı ve devletin politik iktidarının merkezileşmesi sonucu olan politik tahakküm sistemi olan devletçiliği birbirinden ayırır. Benzer şekilde piyasadaki değiştokuşun varlığı ve devasa anonim şirketlerin ekonomik gücünün konsantrasyonu sonucunda ekonomik tahakküm sistemi olan kapitalizm arasına da ayrım konmalıdır. Bookchin herhangi bir pazar sektörünün varlığının yaygın merkezkaç demokratik kurumlar ve üretimin kooperatif biçimleri ile bağdaşmadığını iddia eder. Bu değerlendirmeye deneysel olarak doğrulanmış ve teorik olarak-kanıtlanmış bir öneriymiş gibi davranırken, daha fazla veri sunduğunda onun makalesinin sadece ideolojik inançtan kaynaklı bir makale olduğu ortaya çıkar.[14]

Fakat pazarın uzun vadeli geleceği ne olursa olsun, bugünlerin deneyimlerinin onun yerini aldığı ekonomik bağlam asıl olandır. Eğer belediyenin sahip olduğu işletmeler kurulmuşsa, zorunlu olarak bir piyasada iş görecektir. Keşke üretim için ihtiyaçları olan emtia, pazar ekonomisi içerisinde üretilmiş olsaydı. Kooperatif deneyimlerine sempatiyle bakanlar da dahil olmak üzere potansiyel tüketicilerin büyük çoğunluğunun halen pazar ekonomisi içinde faaliyet gösteriyor olmasından hareketle onların ürünlerini pazarda satmayı tercih edecekleri de büyük ihtimaldir. Gerçekten de iyi belediye işletmelerinin pek çoğu yaratılmış olsa da onların daha geniş bir piyasaya katılmaktan ziyade küçük işletmelerden oluşan bir ağda kendilerini tamamen değiş tokuşla sınırlamayı tercih edecekleri belli değildir. Tarihin rastlantıları bakış açısıyla böyle bir öngörüde bulunmak, toplumsal ekolojinin diyalektik prensipleriyle çatışma içinde olan bir çeşit “bilimsel belediyecilik”i yansıtır. Fakat gelecekte durum ne olursa olsun, belediye işletmeleri gerçek bir dünyada pratik bir strateji olarak tasarlanmıştır. Onlar varolan ekonomi içerisinde kesinlikle bir “reform”u sağlayacaklardır (Bookchin’in kendi kriterleriyle). Bundan dolayı Sol Yeşiller’in öz-yönetim önerilerine salt reformizm suçlamasıyla hücum etmek liberter belediyeciliği savunanlar açısından tutarsızlıktır. Bu öneriler Bookchin’inkine benzer şekilde, emirle devlet ve kapitalizmi yok etmeye matuf değildir. Fakat bunlar benimsendiğinde, bu bir taraftan toplumun ayrıcalık görmeyen mensuplarının ekonomik durumlarını geliştirirken, üretimin kooperatif ve demokratik yönlerini genişletmek için gerçek bir gelişmeyi de temsil eder.

Bookchin, toplumsal ekolojinin ekonomi içerisinde farklı, deneysel, devamlı surette büyüyen kooperatif kısmının gelişmesinin önemine vurgu yapılması gerektiği fikrini reddetme noktasına gelir ve şimdi hemen hemen yoğun olarak “ekonominin belediyelileştirilmesi”nin[15] önemine odaklanır. On yıllardır belediyecilik üstüne yazıyorken böyle bir sistemin nasıl işlediğine dair görünüşe göre müphem ve kendisiyle çelişen genellemelerden başka bir şey üretmemiştir. Pek çok temel soruya karşılık müphem dahi olsa gerçekçi yanıtlar sunmaz. 50.000 kişinin (örneğin Burlington, Vermont metropolü), bir milyondan fazla (örneğin New Orleans gibi metropol için),  ya da sekiz milyondan fazla insanın (Örneğin Paris metropolü) yaşadığı belediyelerde “doğrudan-demokratik” bir şekilde tutarlı beledi ekonomik plan nasıl geliştirilebilir? Mahalle ve belediye meclisleri, müphem dahi olsa, bu farklı bağlamlarda (Meksiko City, Lagos ya da Kalküta, Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın kasabaları  ya da Moğolistan steplerinde) aynı anlama mı gelmektedir? Mahalle meclisleri ya da Sitelerin yüzlerce ya da binlercesindeki delege meclislerinin “sıkı yönergeleri” ile hem fikir olabilirler mi? Bookchin’in belediyeciliği göreceğimiz gibi ne bu sorulara ne de konfederalizme cevap sunmaz. O “bizim asıl hedeflerimizden biri, ekolojik anlamda, endüstrileşmiş kent bölgelerini radikal olarak insan-ölçekli şehir ve kasabalara desantralize etmek olmalıdır” derken kesinlikle haklıdır.[16] Fakat toplumsal ekolojik bir politika sadece uzun vadeli, düşsel hedefler değil, aynı zamanda nüfusun yoğun olduğu çok çabuk büyüyen kentsel alanlarda somut yanıtlara ihtiyaç gösteren, ciddi kentsel krizlerle karşı karşıya olan, insanların artmakta olan sayısına dair de etkili politikalar sunmalıdır.

Bookchin’in yanıtlamadığı en temel ekonomi ilkesi de sorgulanmaya açıktır. O, ekonominin beklediyeleştirildiğinde “herkese yeteneğine göre ve herkese ihtiyacına göre” prensibinin “kamusal alanın parçası olarak kurumsallaşmış” olacağını ileri sürer.[17] Bookchin’in ekonomi anlayışına göre ihtiyaçlar ve yeteneklerin nasıl belirleneceği merak konusudur. Her vatandaşın belli bir miktar emeğe ihtiyacı olmalı mıdır ya da miktarı emeğin doğasına uygun mu olmalıdır? Daha fazla katkı sunma yeteneği olan ya da çok daha fazla çalışıp ihtiyacını karşılayanın çok daha fazla mı çalışması gerekiyor? Elbette bu soruları sadece demokratik karar alma ve öz-örgütlenmede gerçek deneyimleri olan belirli cemaatler cevaplayabilir. Aslında bu konulara dair tartışmaların etik ve politik teoride uzun bir tarihi vardır ve sosyalistler, komünistler, anarşistler ve ütopyacılar (Rawls gibi liberallerden bahsetmiyorum) bunlara çok fazla dikkat çekmişlerdir. Eğer liberter belediyecilik teorisi gerekli deneyimlere ilham vermekteyse, belediyeciler en azından teorinin uygulanabilir bir gelecek sunduğunu kendi mensuplarına ve diğer cemaatlere inandırıcı olası cevapları ileri sürmelidirler ya da en azından böyle sorulara cevap vermenin ne anlama gelmesi gerektiğini savunmalıdırlar.

Bookchin, onun düsturu olan, yeteneğine göre ve ihtiyacına göre bölüşümü dikkate alan ünlü sloganına dair “sorunlu” yargılamamı oldukça rahatsız edici buluyor. Herkes “bu harika devrimci sloganın ardındaki esas önemli nokta komünistçe kıtlık-sonrası ekonominin olduğunu, yetenekler ve ihtiyaçlar, açık konuşmak gerekirse, “belirlenmez” – yani burjuva muhasebesinin konusudur,” ki bu “temel bir edeplilik ve insancıllık”[18] ile yer değiştirecektir şeklindeki açıklamasında olduğu gibi rahatsızlığını hemen hemen duyurur. Bir defa daha mantıki çelişkilerden bahsetmeden, ifade edilemez bir gizem olan nihai bir iyiye yönelen düşünceleri ile Bookchin’in kendini mistisizmin sadık bir muhalifi olarak nasıl sunabildiğini sormaya temayül edilebilir? Bookchin’in sevilen sloganına yapışan devrimcilerin pek çoğunun yetenekler ve ihtiyaçların, en azından genel bir biçimde, “belirlenebildiğine” inandığı açıktır. Gene de Bookchin belli bir faaliyet gösterilmesine ve “belirlenemeyen” şeyler “-e göre” belli şeylerin bölüşülmesine inanır. Bu moral verici bir inançtır fakat salt idealizm, aynı zamanda da saçmalıktır ve Bookchin’in oldukça değerli olduğunu iddia ettiği “akılcılığın” tahtından indirilmesidir.

Fakat mistisizmin bu özel biçimi sonuç olarak ütopyacı topluma doğru bir bakış açısı olmasına rağmen, bize oraya nasıl ulaşılacağıyla ilgili fazla bir yön çizmez. “Ürünlerin bölüşümünü ve çalışma şartlarını temel bir edeplilik ve insancıllıkla belirlendikten (ya da belki de “belirlenmeyen” diyebiliriz) sonra tüm işletmeleri belediyelileştirmeyi öneren “liberter belediyecilik” gerçekten ciddiye alınabilir mi? Bir kere daha, Bookchin’in idealize ettiği amaçları ve gerçekten varolan toplum arasında kuramadığı ilişki sorunu açığa çıkmış oluyor. Bu onun ütopyacı hedeflerinin kendisinin tutarsız olduğunu söylemek değildir. Kendi kendine deklare ettiği "Akıl” savunuculuğuna rağmen, ütopyacı bölüşümde akla uygun rolü dikkate almaktan titizlikle kaçınır. İdeolojik tutarlılık isteklerine rağmen bu durumda salt duygusal olmanın gerisine düşerek, ikilemci olarak akılcılıktan ayrılır. Bu elbetteki onun durumunu esasen yeniden düşünmesinin haricinde tek tercihtir. Bookchin için bu belirlemeler maalesef deneme niteliğindedir ve akıl kendini dönüşütürebildiği gibi kendini belirlemede de ifade eder.

Bookchin kendi durumuna ilişkin iki ek iddia sunar ki her ikisi de Bookchin’in eserlerinde pek çok kereler yer almıştır. Birincisi, eğer “’ilk’ insanlar kullanım hakkı ve indirgenemez en az ilkesine güvenebiliyorlarsa,” o halde onun ideal toplumu kesinlikle “sözleşmeli ve aritmetik daralma” olmaksızın var olabilir.[19] Fakat bu sadece ünlü “eğer birini aya bırakabilirsek, X’i yapabiliriz” önermesinin versiyonudur. Bu popüler ay safsatasına göre - kimi önerilerde, bir aya inmeyi takip etmenin bir biçiminin olmadığının fizibilitesi - sonraki başarılar bunun olası olduğunun ispatlanmasından dolayı geçerli bir seçenek olarak kalır. Kabilevi toplumlarda doğru olan onların genellikle bölüşümün farklı kurallarını takip etmiş olmaları ve gerçekten de oldukça katı ve karmaşık olanlarının akrabalığa dayanması ve armağanların dolaşımıdır. Bu kurallar neyi içerirse içersin (genellikle oldukça insanca, ekolojik vb.), daha önceki toplumun başarılı bir şekilde takip ettiği kurallar olgusunu takip etmez ki geleceğin toplumu, bölüşümün kuralları olmaksızın, niceliksel ve başka biçimde bununla uyuşabilir.

İkinci iddiasında Bookchin ne o ne de benim “aklın rehberliğinde kıtlık sonrası toplum”un geleceğine dair karar alamayacağımız fakat sadece o toplumun içinde gerçekten yaşayanların karar alacağını belirtir. Bu cümle inkar edilemeyecek derecede doğrudur (hiç birimizin orada yaşamadığımızı farz edersek). Gene de bu olgu bu rasyonel ütopyacıların böyle bir toplumda onun tahlillerini anımsayıp, ikna edici ya da saçma bulmalarının pek ala mümkün olabilmesinden dolayı, Bookchin’in durumuna kesinlikle destek vermez. Eğer o, bugünkü düşmüş halimizde bizi ikna etmesi zor olan, son rasyonel ütopyasındaki insanların başaracağı şeylere inancını sadece ifade etmek isteseydi, onun durumunu tartışmak zor olurdu. Gene de eğer örgütlenmenin özel bir biçiminin toplumsal değişim hareketi için mantığını tartışmak amacındaysa o zaman bu bakış açısı için sadece yüksek duygular veren “ütopyada her şey mümkündür” gibi bir kavramdan ziyade kanıtlar sunmayı istemelidir.

Bookchincilerin Konfederasyonu

Anarşist politik düşünce genellikle yerel seviyenin ötesindeki toplumsal dayanışmanın üretici işletmeler, komünler ve izafen otonom bireylerden oluşan gönüllü federasyonlar yoluyla olması gerektiğini önerir. Proudhon ve Bakunin gibi klasik anarşist teorisyenler böyle bir sisteme “federalizm” adını verirken, Bookchin kendi versiyonuna kendi temasıyla “konfederalizm” adını verir. “Üye ve delegelerinin çeşitli köyler, kasabalar ve hatta büyük şehirlerin mahallelerinde, halkın yüz yüze demokratik meclislerinden seçildiği idari bir konseyler ağının hepsinin üstünde”[20] oluşan yapısını açıklar. Böyle bir sistem altında iktidarın tamamen meclislerin elinde olacağı bize söyleniyor. “Yönetim ve koordinasyon konfederal konseyin sorumluluğu” iken “politika belirlemek yalnızca halkın oluşturduğu cemaat meclislerinin hakkıdır.”[21] Konseyler bundan dolayı sadece meclislerin istediğini yerine getirmek için vardır.  Bu amaç doğrultusunda “bu konfederal konseyin üyeleri konseyler tarafından biçimlendirilen politikaları idare etme ve koordine etme maksadıyla onları seçen meclislere karşı sorumlu, geri çağrılabilir ve sıkı şekilde denetim altındadır.”[22] Bundan dolayı, kimi şekillerde çoğunluk idaresi meclislerde hüküm sürerken – ki ayrıcalıklı politika belirleyici öğeler bunlardır – idari konseyler bu grupların yönergelerini takip etmekten sıkıca sınırlandırılmıştır.

Herhalükarda, politika belirleme ve yönetim arasındaki bu mutlak ayrımın pratikte olası işleyebilirliği net değildir. Örneğin, meclisler arasında politika belirlemeye dair anlaşmazlık varsa yönetim nasıl ortaya çıkar? Liberter belediyecilik kesinlikle politika belirleme makamları olan meclisleriyle kesinlikle delegasyona karşıdır. Bundan dolayı tüm kolektif faaliyet “yönetici konsey”de ifade edildiği gibi muhtemelen meclislerin konsensusuna bağlıdır. Eğer politika konusunda çoğunluk var ise, o halde politika gerçekten de konfederal bir seviyede yapılmıştır anlamına gelir. Bookchin, grubun her üyesinin ortak iyi adına özgürce uzlaştığı meclislerin içinde karar alma süreçleri olarak “konsensusun tiranlığı”na karşı hızla saldırıya geçer. Fakat işe bakın ki üyeleri meclislerin daha önceki yönelimlerine göre oy vermesini sıkı bir şekilde kontrol altında tutulan organlar karar vermek için ona bağlı olmaya mahkum gibi görünüyor.

Ya da en azından ortaklaşa benimsenen politikalar ya da temel prensiplere bazı cemaatler bağlı olduğunda ortaya çıkacak şeyi dikkate alana kadar böyle bir pozisyona kendini adamış gibi görünür. Bookchin “eğer belli cemaatler ya da mahalleler – ya da onların bir azınlık topluluğu – insan hakları çiğnendiğinde ya da ekolojik kargaşaya izin verildiğinde, bir noktada kendi yollarına gitmeyi seçerlerse, yerel ya da bölgesel konfederasyonun çoğunluğunun konfederal konsey vasıtasıyla böyle bir suiistimali engellemeye her türlü hakkı olduğunu”[23] belirtir. Herhalükarda bu tasarı, politikanın sadece meclis seviyesinde belirleneceği onun gereksinimlerine apaçık bir şekilde karşıttır. Eğer konseyin çoğunluğunun oyu ile yaptırımlar uygulanırsa, bu yukarısınca benimsenmiş oldukça önemli bir politikanın meclis seviyesinde açık bir konusu olur. Çok önemli cevaplanmamış bir soru ise konfederal konseyin “önleyici” bir otoriteyi hayata geçireceğinin ne anlama geldiğidir (muhtemelen Bookchin’in aklında çeşitli baskı biçimler var). Fakat onun yanıtları ne olursa olsun böyle bir hareket önemli bir alanda politika belirlemeyi oluşturur. Açıkçası insan haklarını çiğneyen ya da çiğnemeyen yorumlara dair ya da meşrulaştırılamayacak ekolojik bir tehlikeyi neyin oluşturduğu ya da oluşturmadığına dair oldukça geniş bir alan var. Eğer cemaatlerin çoğunluğu temel problemlerinin üstesinden gelmek için bir konsey yoluyla baskıyla faaliyet gösterip konfederal olarak eyliyorsa, o zaman devlet benzeri belli işlevler konfederal seviyede ortaya çıkıyordur.

Böyle bir sonuçtan kaçınmanın tek yolunun pürist bir anarşist bakış açısı edinmek olduğu ve eylem kararının tamamen gönüllü anlaşmalar yoluyla, herhangi bir konuda bütünüyle ayrılma hakkı tanınarak (“karmaşa” dahil) ve sadece meclisin üstünde herhangi bir seviyede alınabileceğini farz ederek olacağı ortaya çıkıyor. Böyle bir yaklaşıma göre bir cemaat ortak çalışmalardan çekilme hakkına sahiptir, hatta bu diğerlerinin insanlık için adil olmadığı ve ekolojik olarak yıkıcı olduğunu düşündüğü tasarılar için de geçerlidir bu. Elbette, diğer cemaatler sözde kötü hareket olduğunu düşünmelerinden hareketle iddiaya göre hoşa gitmeyen cemaate karşı tavır alabilirler. Eğer kötü hareket eden cemaat “politika-belirlemeyen” konfederal anlaşmaya asla girmemişse dahi, onlar bu cemaate herhangi bir durumda bunu yapabilirler. Bookchin böyle bir pozisyonu benimseyip seçecekken, o konfederal seviyede zorlama kavramından vaz geçmek zorunda kalacaktı. O her şeyin konsensüs yoluyla kararlaştırıldığı ve konfederal cemaatlerin çoğunluğunun herhangi bir alanda zorlama yapma gücünün olmadığı konfederal cemaatlerin bir biçimini önerirdi.  Çok az kişi karmaşık bir dünyada çözülen sorunların geçerli bir yolu olduğunu düşünse de, onun pozisyonu tutarlılık meziyetini gösterirdi.

Bookchin’in konfederalizminin diğer yönlerinin uygulanabilirliğine ya da hatta böyle bir sistemin mümkün olup olmadığına dair ortaya çıkan sorular mevcuttur. Meclislerin faaliyetlerinin, üyelerinin “dönüşümlü, geri çağrılabilir ve her şeyden öte, gündemde görünen herhangi bir konuya muhalif ya da destek olmaya dair sıkı şekilde yazılı biçimde yönlendirilmiş ol”an[24] konfederal konsey yoluyla koordine edilmesini önerir. Fakat böyle bir yönergenin modern kent toplumlarında uygulanabilir bir ihtimali var mıdır (belediyecilik ve konfederalizmin gelmesinin kentsel endüstriyel toplumun çözülmesinden sonraya kadar gecikmediğini farz edelim -ki Bookchin öyle görüyor)? Belki de Fransız Devrimi’nin Paris “kolu”nun şerefine, Bookchin’in belediye politikası için sıklıkla bir model olarak hatırladığı Paris, bir örnek olarak alınabilir. Metropol Paris kabaca sekiz buçuk milyondur. Eğer hükümet her büyük mahalleyi yirmibeş bin kişilik meclislere devrederse, metropolde üçyüzkırk meclis olurdu. Eğer birkaç site alanı için – her biri bin kişilik vatandaştan oluşan - meclisleri daha demokratik meclislere desantralize etseydi, bu durumda sekizbin beşyüz meclis olurdu. Eğer şehrin yüzlerce ya da hatta binlerce mahalle meclisi var ise, ve her bir “kısım” meclis (Bookchin’in önerdiği gibi) konseylere delegeler yollar ise - muhtemelen gerçekten belediye meselesi için daha da büyük konfederasyonlar biçimlendirmek zorundadır  - sorumluluk zinciri devam edebilir mi? Devam edebilirse, nasıl?

Benzer sorularla karşılaştığında Bookchin bu problemlerin ortaya çıktığı kentleşmiş, merkezileşmiş çeşidinden toplumun var olduğuna inanmadığından öte bir yanıt sunmaz. Gene de politik tasarıları açıkçası böyle bir dünyada yaşayan insanlara yöneltilmiştir. Eğer belediyecilik gerçek insanların kendilerini buldukları toplum çeşidinde uygulanabilir değilse, diğer politik düzenlemelerin uygulanabilirliği sorusu ortaya çıkar ve Bookchin’in vücuda getirdiği belediyeciliğin amaçlarına doğru da bu sorular sürer. Onun politikası bu konuya gönderme yapmaz ama biz soyut bir ideal arayışı ve hayata geçirme isteğine başvurma ile bırakılıyoruz. Bookchin’in son çalışması özellikle tarihin ne ise öyle olması gerektiğine meydan okuyan arzuyu ve bunu yapmıyor gibi gözüken düşüncede zayıflık içeren bir öfkeyi ifade eder. Onun toplumsal tahlilleri ve politik önerilerinde gerçek tarihe uygun bir yaklaşımının olmamasına itirazlar, genellikle alay ve dalga geçmelerle ve nadiren mantıklı argümanlarla karşılaşıyor.

Doğayı Belediyeleştirmek mi?

Bookchin belediyeci politika kavramına gittikçe yoğunlaşırken, ekolojik politikanın temaları düşüncelerinin arkaplanında gitgide daha da solar. Gerçekten de bir biyo-bölgeci politika fikri onun toplumsal ekoloji versiyonunda gerçek anlamda asla geliştirilmemiştir. Biyo-bölgeci perspektifi temelde ifade eden iki tane toplumsal ekolojik ilke vardır. Biri, daha geniş doğal dünyanın insan dünyasının yaratıcı faaliyetlerinde aktif bir ortak-katılımcısı olduğunu görerek doğanın ve kültürün diyalektiğini kabul etmektir. Diğeri farklılık-içerisinde-birlik ilkesidir ki her bölümün biricik, belirgin özelliklerinin gelişen bütünün gözler önüne serilmesine temel bir katkı sunması olarak görülür. Bookchin bu genel ilkelerin önemine çok fazla vurgu yapmışken, politik tartışmalarında kaybedilmiş olan şey ise oldukça özel biçimde insanın kültürel uğraşlarını şekillendiren, doğal bir bütünde ikamet etme duygusunu, bir eko sistem, bir biyo-bölge ya da biyosfere, doğal dünyanın detaylarına duyarlılıktır.

Eğer Bookchin’in çalışmaları dikkatle incelenirse, bu değerlere teorik olarak adanmışlığa rağmen, onun ekolojik konumlanmışlık ve biyo-bölgecilik özelliklerine dair detaylandırılmış çok az tartışma bulunur. Tipik olarak “köy ve kasaba arasında hassas bir denge”[25] var olması gerektiği ve bir belediye “yerleşimi doğal ekosistemle hassas bir uyum,”[26] içinde olmalıdır gibi cümlelerle kendini sınırlar. Özgürlüğün Ekolojisi’nde ekolojik cemaatler “doğal çevreleri sanatsal olarak uygun hale getirilmiş olan”, “uyum sağladıkları ekosisteme doğal olarak ait olup, beslenip, büyüdüğü hayat-formlarıyla yaşamayı istemeli” ve “ekosistemler, biyobölgeler ve canlılar yoluyla konfederal ağ”[27] olmalıdırlar der. Bu cümleler onun ekolojik bağlamda bir cemaatin ilişkilerine dair düşüncelerini gösterir. Fakat bu ilişkiyi açıklamak için seçmiş olduğu kavramlar biyo-bölgeci gerçeklerin kültüre merkezi önemde olduğuna işaret etmez. Dahası Bookchin’in konfederalizm tartışmaları değişmez şekilde uzamsal yakınlık ve politik ilkeler üstüne örgütlenemeye dayanır. Konfederasyonlar ve cemaatlerin ağı için biyo-bölgesel bir temel bulma olasılığına ciddi bir dikkat vermez.

Bookchin’i biyo-bölgesel kültüre (aynı zamanda komünal gelenek de oldukça çarpıcıdır) yoğunlaşmasında cesaretini kırmasının altında yatan kaygının bu gerçekliklerin bir şekilde bireyin özgürlüğünü tehdit ettiğine dair onun yanlış algılamasının olması muhtemeldir. Doğal ve kültürel tarihin devamlılığının ortasında, bir mekan duygusu bağlamında biyo-bölgesel bir yaklaşım insanın yaratıcı faaliyeti üstüne oldukça yüksek bir değer koyar. Biyo-bölgecilik Bookchin’in kararlılıkla reddettiği bir çeşit yükümlülüğe dayanır; yani birinin kendini bir diğerine vermesi, “seçmek için seçme” olmaksızın seçmek, kişinin varlığının en derin seviyesinde diğerinin arzularını tanımasıdır. Bookchin kendi ideal cemaatini “kan bağı olduğundan dolayı birbirini sevmek zorunda olan kişilerden ziyade birbirlerini seçerek seven bireylerin birliğinden oluşan komün”[28] olarak açıklar. Fakat bir insan ve doğa cemaatinde birinin üyeliği biri tarafından onaylandığında, kişinin cemaatte “sevdiğini ve sevmediğini seçme”ye dair kaygısı oldukça zordur (kişi merhamet ve aşk dışında kendi insan cemaatini oldukça sert bir şekilde yargılayabilse de). Cemaat gerçekten de kişinin kendisinin genişlemiş halidir. Seçme, haklar, adalet ve çıkara dair bireyci kavramlar bu bağlamda değerini kaybeder. Bookchin bu tarz komüniter düşünme riskini almayı istemiyor ve liberter belediyecilik, meclis hükümeti ve medeni erdemin zayıf komüniterliği ile hoşnut olmuşa benziyor.

Bookchin kimi zaman biyo-bölgesel bir perspektife dokunur gibi görünür fakat düşüncelerini bu alana daha derin olarak taşımaz. Ekolojik bir toplumda “araziler ekolojik olarak kullanılır öyle ki ormanlar, ağaçsıl floraya en fazla uygun olan ve ekine en uygun bölgelerin olduğu geniş gıdasal bitkilerin ekildiği alanlarda büyür,”[29] der. Tropik yağmur ormanlarının durumu hariç, hububat üretimi için oldukça yüksek bir verimlilikle kullanılabilen orman için en uygun olan (çayır ve ya da bataklık) pek çok arazinin en büyük ekolojik problemlere neden olduğu bir olgudur. Bir biyo-bölgesel yaklaşım biyolojik çeşitliliğin önemine ve ekolojik uyuma aşırı derecede vurgu yapar ve “hububat üretimi için uygun”[30] olan belirli bölgelerin daha fazla gelişmesi için hevesi çok fazla olmaz ki bu durum da böyle bir gelişmenin insan ihtiyaçları için yeterli şeyler sağlaması çok önemli değildir.

Bookchin “ciddiye alınması gereken yerelcilik, gerçekten de doğal dünyanın kendisince büyük bir bölümü bize verilen ve içinde yaşadığımız bölgelere derin bir saygının karıştığı sözler ya da bir yere dair bir duygu; bir hassasiyeti bir yerin özgüllüğü, özelliği ve biricikliğine hasletmek,”[31] olarak açıkladığında otantik olarak biyo-bölgesel yaklaşıma çok yakın gelir. Bu gıpta edilesi genel ilkeler onlara daha somut anlamlar verecek olan kapsamlı bir biyo-bölgesel perspektifte geliştirilmelidir. Bu perspektif bir biçimde biyo-bölgesel özelliğin kasaba ya da şehre geri getirebilen benzer konulara; dönüştürülmüş yüzeyin altında keşfedilebilen ve cemaatin semboller, imajlar, ritüeller, sanat ve diğer kültürel anlatımlarında ifade edilebilene gönderme yapar. Biyo-bölgecilik, ekolojik cemaatin yaratılmasının insan ırkı ve doğal dünya arasında ortaklıkla çalışan diyalektik bir olduğu gibi soyut kavrama içerik kazandırır. Bir biyo-bölgesel politika, geniş doğa cemaati ve insan cemaatinin bölümü üstüne kendini ifade etmenin karşılıklı, ortaklaşa süreci ile ve ekolojik-zeminde kültürel faaliyetler sürecinde daha çok işbirliği ile politik olana dair bakış açımızı genişletir. Liberter belediyecilik meclislerde kolektif karar alma yoluyla kendini geliştirme ve politika belirleme olarak politik süreçler ve komünal ekonomik yönetim olarak politikaya odaklanma eğilimindedir. Biyo-bölgeciliğin aksine gerçekten de en iyi olan, “ince” ekolojik politikayı kapsar.

Sonuç: Toplumsal Ekoloji ya da Bookchinizm?

Liberter belediyeciliğe dair ortaya çıkan soruların hiç biri katılımcı, taban demokrasisine dair temel önemde sorular değildir. Gerçekten de, bunlar çeşitliliğe ihtiyaç olan noktaları ve önemini, demokratik-süreçlerde çok-boyutluluğu ve genellikle “demokrasi” denen sahanın ötesindeki alanda yatan özgür ve demokratik bir kültür için ön şartların pek çoğuna dair olguyu tasdik eder. Komünler, kooperatifler, kolektifler ve örgütlenmenin diğer çeşitli biçimleri Bookchin tarafından egemen sistemle mücadele etmeyen “marjinal projeler” olarak reddedilmiştir.[32] Ve gerçekten de, bu çoğunlukla doğrudur (İspanyol Devriminde ekonomik kolektifler zayıf olsa da, önemli bir karşı-örnek olarak bahsedersek, onların marjinal olduğunu ve mücadele etmeyenler olduğunu söylemek zordur).  Gene de, ikna edici veriler var ise – ya da herhangi bir veri var ise - sorgulanabilir ki böyle yaklaşımların liberter dönüşüm için beledi ya da mahalle meclisleri ya da belediyeci önerileri hayata geçirmekten daha az potansiyeli vardır. Belediyecilik, öz-yönetim, kooperatifler, komünalizm ya da toplumsal dönüşüm yolunda ayrıcalıklı herhangi diğer yaklaşımlara sahip olur ya da olmaz, Anarşizmin mirası olduğunu iddia eden eko-komüniteryanizm (dogmatik bir ideolojiden ziyade tahakkümün bir eleştirisi olarak) dar şekilde-tanımlanmış bir programdan kaçınacaktır. Diğer taraftan da o özgür, ekolojik bir toplum biçimini keşfetmeye doğru değerli adımlar olarak bu alanların hepsindeki deneyimleri görecektir.

Yerel meclisler yoluyla toplumu köktenci bir şekilde yeniden yapılandırmaya dair öneriler önemli bir değere sahiptir ve bir sol Yeşil, toplumsal ekolojist ya da eko-komüniter politika için merkezi bir alan işgal etmelidir. Fakat biz bu reformların yakın gelecekte egemen politik süreçler olmasının ihtimal dahilinde olmadığını dikkate almalıyız. Maalesef böyle önerilerin kısmi uyarlaması (“kasaba toplantıları” ya da küçük otoriteler ile vatandaş komiteleri ve fiilen güçsüz mahalle meclisleri biçiminde ) daha temel kültürel ve kişisel değişim için yaygın taleplere ya da enerjileri saptırmaya da hizmet edebilir. Diğer taraftan büyük kültürel ilerlemeler iyi niyet grupları, “temel” cemaatler, değişim için içsel demokratik hareketler ve pek çok çeşit kooperatif uğraşlarının kurulması yoluyla derhal kurumsallaşabilir. Radikal demokrasinin savunucuları kendi öz-örgütlenmelerinin biçimini vücuda getirerek demokratik süreçlerin değerini göstermek için kendi gayelerine büyük bir hizmet etmemiş olabilirler. Radikal demokratların ekolojik, komüniter demokrasinin uygulamalarının yaratıcı ve ilham verici örnekleri olmaksızın “belediyecilik”, “demarşi”* ya da katılımcı demokrasinin herhangi bir biçimini adlandırmak yalan olacaktır.

Bookchin’in çalışmaları ekolojik, komüniter ve katılımcı demokratik projelerin katılımcılarına ilham vermeye yardımcı olduğu kadar bu çalışmaya dikkate değer bir katkı sunmuştur. Gene de o Liberter Belediyeciliği sekter, kendi dar ekoloji politikasına düşürmüş, ekoloji hareketinde bölücü ve zayıflatan bir güç olmuş ve kendisinin de savunduğu düşüncelerin pek çoğunun başarılmasına engel olmuştur.

* Demarşi,  etimolojik köken bakımından Latince demarchia sözcüğüne dayalıdır. Demarchia, eski Yunan medeniyetinde bir şehrin yönetimi anlamına gelmektedir. Bu yönetimin başında bulunan kişiye ise Demarchus denilmektedir. Rastgele seçilen yöneticilerce idare edilen sisteme verilen addır. (Çn)

Çev.  A. Şahin

Son

İtaatsiz.org’un notu: John Clark’ın bu makalesinin kimi problemlerden arındırılmış hali “Impossible Community” adıyla yayınlanmış olan kitabının içinde “Beyond the Limits of the City: A Communitarian Anarchist Critique of Libertarian Municipalism" başlığıyla yayınlanmıştı. Bizim çevirdiğimiz metin internet ortamında bulunan ve İngilizcesine herkesin ulaşabileceği metindir. Düzeltilmiş metin değil de bu metni yayınlanmamızın nedeni eski metnin hali hazırda çevrilmiş olmasıydı. Ayrıca “Impossible Community” kitabı anarşist kitaplar da yayınlayan bir yayınevi tarafından çevrilmeyi ve yayınlanmayı bekliyor.

[1] Partikülarist: Belirli bir fayda için kendini özel ve seçkin bir şeye adayan 2. Her politik grubun kendi çıkarlarını geliştirmesi ve propagandasını yapması, özellikle daha büyük bir grubun çıkarını dikkate almadan kendi bağımsızlığını savunan anlamındadır.(Çn)

[1] Bookchin, The Modern Crisis, s. 91

[2] Bookchin, The Rise of Urbanization, s. 263

[3] Bookchin, Remaking Society, s. 194. 107 Bookchin, The Modern Crisis, s. 93.

[4] Bookchin, The Modern Crisis, s. 93.

[5] Age., s. 92.

[6] Bookchin and Biehl, “Critique of the Draft Program,” s. 3. Their italics. 110, Age.., s. 4

[7] Age., s. 4

[8] Age.

[9] Bookchin, The Modern Crisis, s. 160.

[10] Liberter belediyecilik altında vatandaşların kendi belediyelerinin sınırları dışında olan yakın işletmelerde çalışabilmeleri net değildir. Eğer çalışamazlarsa, onların vatandaşlara danışman olmak haricinde, işyerleriyle ilgili karar almada söz hakkı yoktur.

[11] Bookchin, The Rise of Urbanization, s. 275.

[12] Bookchin’in politik teorisinde hemen hemen olmayan bu kavram mesela hukuk yoluyla,  yapılmalıydı.

[13] Bookchin, “Comments,” s. 186. Bookchin bu pazarın kasvetli sonuçlarına “kesine yakın” der ve sonraki paragrafta eğer okuyucu değilse onun kendisini ikna ettiği kesinlikle ortaya çıkar.

[14] Bookchin, genellikle Marx’a oldukça sert hücumlarda bulunsa da bu durumda Marx’ın“sonuç olarak egemen olacak” olanın “ortaya çıktığı” “mükemmel anlayışlar”ını hatırlatmaktadır (“Comments,” s. 186). Fakat Marx’ın tarihsel kapitalizmin eğilimlerine dair anlayışına rağmen gelecek toplumsal biçimlenmelerin tümünde pazarın olası bir rol oynamasına dair düşünceleri önceden hüküm vermek için geçerli şekilde kullanılamaz. Marx’ın keskin eleştirilerinin beceriksiz dogmatikler adına kullanılmış olması ilk değildir.

[15] Bookchin, The Rise of Urbanization, s. 262. Sığlığa hücum ederken çeşitliliğe “çağrı”sını alıntılamak için acele eder fakat meclis egemenliği ve belediyeciliğin merkeziliğini sorgulayan herkese acımasızca hücum eder.

[16] Defending the Earth: A Dialogue Between Murray Bookchin and Dave Foreman : (New York : South End Press, 1991), s. 79. Bookchin bu cemaatlerin “yerleştikleri eko-cemaatlerin taşıma kapasitelerinin sanatsal olarak uygun hale getirilmelerini” söyler. Maalesef bu sadece garip “uygun hale getirme” metaforunu bir şeylerin “kapasitesine” sunmak değildir fakat daha ciddisi, teorik olarak sorgulanması gereken kavram olan ”taşıma-kapasite”sinin kullanıma sokulmasıdır.

[17] Bookchin, The Rise of Urbanization, s. 264.

[18] Bookchin, “Comments,” s. 185

[19] Age.

[20] Bookchin, “The Meaning of Confederalism” in Green Perspectives 20 (1990), s. 4.

[21] Age.

[22] Age.

[23] Bookchin, “Libertarian Municipalism,” s. 3. Emphasis added

[24] Bookchin, The Rise of Urbanization, s. 246.

[25] Bookchin, Remaking Society, s. 168.

[26] Age.., s. 195

[27] Bookchin, The Ecology of Freedom, s. 344.

[28] Age..

[29] Bookchin, Remaking Society, s. 195

[30] Bir toplumsal ekolojik ve biyo-bölgesel perspektifin zorluklardan biri ya insan ihtiyaçları için üretim ya da ekolojik sürdürülebilirlik adına üretimi sınırlamaya odaklanma gibi tek-taraflı bakış açılarının üstesinden gelmektir. Eşit derecede nüfusun ve “taşıma kapasitesi”nin indirgemeci, eleştirilemeyen analizinde gösterildiği gibi derin ekolojinin kimi versiyonları ikincisine eğilim gösterirken, özellikle nüfusla ilgili dogmatik, gerçekçi olmayan demeçlerinde sergilenmiş olduğu gibi Bookchin’in toplumsal ekolojisi birincisine eğilimlidir. “Tartışmanın” sonucu olarak: nüfus ya tüm kötülüğün temelidir ya da hiç sorun değildir.

[31] Bookchin, The Rise of Urbanization, s. 253.

[32] Bookchin, Remaking Society, s. 103

Önceki Yazı:4. Aruzla Giden Gelen – Oğuz Destanlarını Yeniden Okumak - BayRam Bey
Sonraki Yazı:5. Aruzla Giden Gelen – Oğuz Destanlarını Yeniden Okumak - BayRam Bey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...