“Hiç” Aforizmaları Üstüne: “Varoluş, Çıkışsız Labirentte Bir Kovalamacadır” – Varlık E.

“Kitap için, doğrudan, felsefi bir akımın tüm detaylarıyla açıklandığı bir eser demek yanlış olur. Bunun yerine çeşitli kavramların/terimlerin üzerinden yazarın Hiç’likle hesaplaşması ya da onu irdelemesi üzerine kurulu bir parçalanmış Hiç’lik duygusunun sesi diyebiliriz.”

Kendisi Max Stirner’in  “Biricik ve Mülkiyeti” isimli kitabını dilimize kazandırmış ve bu isim üzerine hayatını vakfetmiş değerli bir yazardır.

Dilerseniz bir alt başlık belirleyerek başlayalım…

Hiç: Parçalanmış benlikler bütünü!

Öncelikle kitapta geçen anahtar kelimelerin birkaçını sıralamak istiyorum; Nihilizm, Metafizik, Hiç/Hiçlik, Estetik, Melankoli, Ben, Stirner, Nietzsche, Sokrates, Bulantı, Ontoloji, Kierkegaard… Ve “Varlık/Varoluş/Var Olma” (-ki bu kelimeler yaklaşık iki yüz kez karşınıza çıkacak; buna ontoloji/ol/olmak vb. gibi halleri dâhil değil.) gibi kavramlarla birçok kere yüzleşeceksiniz.

Bunları neden mi yazdım? Anahtar kelimelerle/kavramlarla başlamak istedim çünkü şüphesiz bu kavramlara alışık olmayan bünyelerin, kitabın ilk on sayfasına gelmeden, bir tutulma yaşayacaklarını düşünüyorum. Eğer katı ahlakçı ya da katı –izmler içinde besliyorsanız benliklerinizi, gardınızı almayı tavsiye ederim. Kaçıncı sayfada parçalanır, tuzla buz olursunuz bilemem!

Kitapta geçen çeşitli cümleleri alıntılayarak sürdürmek istedim yazımı. Okunduktan sonra bir kenara atılacak türden bir eser olmadığını yazarın cümlelerine –yer yer eşlik ederek söylemek istediklerimi onlara iliştirerek, sunmak istiyorum.

“Deme ki:

Kayıtsız şartsız seninim! Kulun ve kölenim! Beni var etmeye ve yok etmeye muktedirsin!

De ki:

Şüphesiz, sen şehvetimin öteki adısın. İşte!”

Kitap için, doğrudan, felsefi bir akımın tüm detaylarıyla açıklandığı bir eser demek yanlış olur. Bunun yerine çeşitli kavramların/terimlerin üzerinden yazarın Hiç’likle hesaplaşması ya da onu irdelemesi üzerine kurulu bir parçalanmış Hiç’lik duygusunun sesi diyebiliriz.

Yazarının da dediği gibi hiçbir söz “Dil”i tanımlamakta yeterli olmayacaktır ve hiçbir söz, bir dil ile vücut bulamayacaktır. Ve bize öğretilenlerin aksine varlık ve var olma durumu bir dilsel sorun üzerinden şekillenemeyecektir.

Satırdan satıra ilerlerken, daha ilk adımınızdan itibaren tuzaklar kurulduğunu seziyorsunuz. Kimisi açıktan belli ediyor kendisini, sinsi bir sırıtış ifadesinde hayat bulan; kimisi tuzakların en iyisiyle yarıştırıyor yetisini! Okuma tembeli bir okuyucu iseniz, sayfalardaki boşluklar yanıltmasın sizleri. Tuzaklar dedim, boşluklar; kelimelerde gizlenmiş kimi öfkeli duygular çelme takar ve bir başkası gelir sırtınızdan itekler bu boşluklara! Dikkat!

“Beni ürküten ‘her kafadan bir ses’ değil. Beni ürküten her kafadan tek sestir! Düşünen hayvan, ne çabuk da ahlaksal hayvana dönüştü… Her dindar söz, her dindar edim Tanrı’yla bir alaydır. Farkındalık -işte!”

Kutsalları öteleyip bir bir kuyuda ya da bir dağ başında yüceleni hiç’leştiriyor karanlık/engin varoluşun görkemiyle. Kitaptaki her satır varoluşun hiçliğe bulanmış gücüyle saldırıyor değerlere! Hızla başlanmış bir cümlenin sonunda nefes nefese kalmış iç sesiniz kulaklarınızı tırmalayacak; cızırtılı, ağır ve keskin sesiyle. Daha da derine yuvarlanıyorsunuz sonraki sayfada. Bedensiz bir oluş’la var olan benliğinizin şaşkın bakışları altında kendi bilincinizle bir kavgaya tutuşuyorsunuz! Var olmak isteyeceksiniz… Benliğimizde ya da dilimizde (dil üzerine konuşmaktan yana kaygılarım var artık!) yer bulmuş birçok kavramın yeniden anlamlandırıldığına şahit oluyoruz ya da yeniden yapılandırıldığına; dil hükmünü ve özne olma durumunu yitirmek üzere! Kutsallar savruluyor…

“Her doğuş, bir ölümdür. Tek, kendini yaratarak ölür… İki sonsuzluk var: Biri Tanrı, diğeri aptallık. İkisinin bir araya gelmesine din denir.”

Kelimelerle oynanmış Hiç/Sınır Ötesi Tümceler’de; çeşitli önermelerle yeniden yaratılmak istenmiş belki de. Böylesi bir dizilim elbette her bünyeye uygun olamayacak! Asgari düzeyde bile olsa felsefe, mantık, etik gibi başlıklara uzak olan bir bilincin bu kitabı sindirmesi mümkün görünmüyor. Bir de şu var; felsefeye olan hâkimiyetiniz arttıkça kitabın damağınızda bıraktığı tat, gözünüzde bıraktığı ton değişecektir. Kime ne zaman ne vereceği belirsiz bir eser, Hiç/Sınır Ötesi Tümceler! Toplum ve genel gibi kavramların tam karşısında, onlara doğrudan bakan -gözlerini kaçırmadan, bütün o hassasiyetleri yerle bir edecek bir güç Hiç/Sınır Ötesi Tümceler; okumayı bilene, sabredene!

“Kimi düşünürler Tanrı’ya başkaldırıp, Şeytan’ı benimsediler. Çünkü Tanrı, Şeytan’ın başkaldırısını cezalandırmakla onursuzca bir harekette bulundu. Sokrates’in hatası: Adalete güvenmiş olmasıdır. Bu hata onun erdemlik ve etik anlayışına dayanmaktadır. Oysa bu iki kavram görecelidir.”

Ne güzel özetlemiş; üzerinde konuşup tonlarca duyguyla anlatılması güç bir işi sırtlamış birkaç kelimeyle. Acı, güven, tekilliğin zayıflığı, istismar, yargı ve infaz! Ne değişti peki cesetler döngüsünün savrulduğu bunca yılda? Yanıt hem kolay hem de zor… Hiç, desem yetmez mi? Tüm bu karmaşanın ortasında kimileri içinse okundukça çiçekler açtıracak türden bir kitap bu. Öteki ya da başka bir şey; önemi yok! Her düşüşün kutsandığı günlerden bu güne gelen bir yolculuğun ismidir Hiç. Okudukça bitecek olanı derinlerde karşılayan; yalınayak, elinde bir kadeh şarapla!

“Otuz yıllık şarap kokusunu tattıran ve varoluşun geçiciliğini anımsatan buruk bir şehvet… Bir orospuyla sevişirken sevgilisini hayal eder ve sevgilisiyle sevişirken de bir orospuyu… Lezbiyen, gay, transseksüel, travesti, biseksüel eğilimli insanları hor gören bir halk hiçbir şekilde onurlandırılmaya layık değildir.”

Dürtü ve edim, ölüm ve şehvet; hep birlikte yine. Varoluşun tüm tatları üremeni istiyor, Hiçliğe diren diyor! Ölüme direnmenin yolu üremekten geçiyor. Üremekse; otuz yıllık bir şarap kokusu peşinde salya sümük bekleşmek demek. Şarap içmesini bilene! Ya da doldurmak demek tüm boşlukları; şehvet, şarap ve sancıyla!

Sevgi, sahip olma ve dürtüsellik! Ah kör inanç; en iyisi olduğuna dair uydurduğu masalları dinler mağarasında! Dışarı çık; masallardan masal beğen, değerlerini dök ortaya ve tepin üzerinde ey ahmak! Sahici hazları en çok da kuytularda bulursun, en çok da en karanlık yerlerde gezinirken yakalarsın ve öpmek istersin dudaklarından. Fakat dilin başka konuşur, pis ve kirlisin bir tarafınla; en beyaz çarşaflarda yatmak istersin ilk kan için! Ah kör inanç, en iyisi olduğuna dair uydurduğu masalları dinler mağarasında! Dışarı çık; masallardan masal beğen, değerlerini dök ortaya ve tepin üzerinde ey ahmak! Sahici hazları en çok da kuytularda bulursun, en çok da en karanlık yerlerde gezinirken yakalarsın ve öpmek istersin dudaklarından. Fakat dilin başka konuşur, pis ve kirlisin bir tarafınla; en beyaz çarşaflarda yatmak istersin ilk kan için.

Son Söz

Şeytana ve Tanrıya çarpılanların karşılaştırmalı sonuçları, solcular ve mezar taşı, gözlemler, gelenek, işçiler, oryantal, arabesk, halk, Anadolu, İç Anadolu ve bok gibi birçok başlıkla da yerele değinmiş H. İbrahim Türkdoğan.

Uyarmakla yetineyim, yüksek dozda sarsıntı içerir! Okuru bol olsun, yolu açık olsun.

Varlık E.

 

Alıntılar, yazarın “Hiç/Sınır Ötesi Tümceler” isimli kitabına aittir.

Not: Bu makale Felsefe Hayat dergisinden alınmıştır. http://www.felsefehayat.net/varolus-cikissiz-labirentte-bir-kovalamacadir.html 

Önceki Yazı:Oğuz Destanlarını Yeniden Okumak - Aruz’a Sözlükçe (A-C) BayRam Bey
Sonraki Yazı:İlkel Toplumlarda İktidar Sorunu - Pierre Clastres
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...

%d blogcu bunu beğendi: