Bakunin’den Bitmemiş Bir Prometheus Operası - H. İbrahim Türkdoğan

"Kişisel benliğini öldüren Bakunin ateşte görür kendisini, yıkmayacağı bir devlet, bir sistem yoktur, bütün sistemler imhâ edilmeyi beklemektedir; yazgılarıdır bu. Anarşist bir sistem bile Bakunin’in tutkusu karşısında fazla yaşayamaz, o da imhâ edilecektir, hem de Bakunin’in kendi eliyle. Dinmeyen, susmayan bir enerjidir bu."

“[Bakunin] her şeyiyle devasaydı.” -Richard Wagner-

Bakunin, 1849 yılında Dresden’de Wagner’le karşılaşınca, Wagner’i bir Prometheus Operası yazmaya ikna etmeye çalışır, Wagner kabul eder ancak ateşten çıkmışcasına alev alev yansıyan Bakunin’in gücü karşısında boğulur ve opera gerçekleşemez.

Bakunin’in yalnızca görüntüsü bile çevresindeki herkesi büyülermiş. Sesi, sözü, yürüyüşü, yemek yiyişi, bakışları, saçları; evet her şeyiyle devasa bir eylem adamı. Sanırım insanlık âlemi hiçbir daha böyle bir ateş-adam görmedi. Bir dev, bir canavar, bir ateş kütlesi, bir lav, bir yanardağ patlamasıdır Bakunin. Wagner gibi labil bir karakter Bakunin’in görüntüsü karşısında yıkılmaya mâhkûmdur. Bakunin’den etkilenmeyen tek kişi Stirner’dir. Stirner’in felsefesinden Bakunin etkilenmiştir. Schelling’in bile Bakunin’den bir dönem etkilendiğini vurgulamak istiyorum. Dostojevski Bakunin’den nefretle söz eder, altından çıkamadığı bir yıkıcı etki!

Neden Prometheus? Prometheus ve şeytan figürleri Bakunin’e göre Tanrı’ya başkaldırının asıl temsilcileridir. Ve Bakunin bir şeytandır, hayır, şeytanın ta kendisidir! Tanrı yok ama olsaydı da onu imhâ etmek gerekirdi, Bakunin’e göre.

Bakunin: “Yok etme hazzı aynı zamanda bir yaratıcı hazdır.” Camus, en geç bu tümcesinden dolayı Bakunin’i nihilist tuzağa düşmekle yargılayacaktır. Varsın yargılasın!

Prometheus figürünü sevmiyorum, insana ateş verdiği için. Ama Bakunin’i sevmemek mümkün değil: Bakunin bir Don Kişot’tur. Dulcinea’sı anarşisidir ve kılıcı yok etme hazzıdır. Dolayısıyla hiçbir yargı onun irrasyonalizmine denk düşemez. İnsanlığa ışık vaadetmek isteyen bir karanlık meleğidir Bakunin. Hegel tarzında olgunlaşmak değil, şeytanın ateşiyle başkaldıran ebedi bir gençliğin ruhunda ikâmet etmektir Bakunin’in içtepisi. Ve insanlığı yaşatmak için değil, insanlığı yok etmek için ateş armağan eder –Bakunin.

Ah Bakunin, kafası elinde alevden aleve atlayan karanlığın keşişisin sen. Seni kökünden kopararak altüst eden Hegel’i, idealizmi devrimci ateşte yakmakla, aşmaya çalıştın. Hegel, yeryüzüne gelmiş bir Tanrı. Evlatlarını ölüme sürükleyen bir iyilik kralı. Sen bir kötülük meleğisin. Öyleyse, Hegel ile birlikte bütün Tanrıların ortadan kaldırılışı geleceğin yaratılışıdır. Ancak tekrardan yıkılması gereken bir gelecek! Bir şeytan çemberidir –bu ve koruyucu meleğinin adı: Bakunin!

Almanların asla devrimci olamayacaklarını biliyordun Sen, Bakunin. Haklısın! Marx’ın “bu bir ulusal mesele değil, sınıf meselesidir” argümanıyla sana karşı çıkışı hâyâli bir nedene dayanıyordu: Sınıf saplantısı. Alman halkı ebediyen devrimci olamayacak kadar muhafazakâr ve düz mantıklıdır, sıradandır. Entelektüelleri neden kendi halkından nefret ederler, bilirsin! Aptal bir halk evladını ölüme yolladıktan sonra, ardından onun sırtından tarih yazar –kendi imzasıyla.

Kişisel benliğini öldüren Bakunin ateşte görür kendisini, yıkmayacağı bir devlet, bir sistem yoktur, bütün sistemler imhâ edilmeyi beklemektedir; yazgılarıdır bu. Anarşist bir sistem bile Bakunin’in tutkusu karşısında fazla yaşayamaz, o da imhâ edilecektir, hem de Bakunin’in kendi eliyle. Dinmeyen, susmayan bir enerjidir bu.

Camus’ye göre bir cinlidir Bakunin, ve ekliyorum: Herkesi kendine âşık edecek kadar cezbedici bir cinlidir. Kendisi devrime âşıktır, organizatörü ve organizasyonu olmayan bir devrime, bir dünya devrimine. Stirner’den gerekli başkaldırı payını almıştır ama Stirner gibi dünyayı purosunda tüttüren bir Dandy değildir. Stirner, bir eylem adamı olmadığı gibi bir erk adamı da değildir. Bir toplum bir iktidar gerektirir, bunu Stirner isteyemez, istese de beceremez, ama Bakunin tam adamıdır. Hem İktidar kurar hem de yönetir ama fazla sürmez, kurduğu iktidarı anında yıkmaya meyillidir. Dinmeyen bir haz, yıkma hazzı!

Bakunin bir müzikseverdir ve müzik bilgisi bir opera yazacak kadar yeterlidir ama sabırsızdır Bakunin. Rusya’da zindana atılınca kendisi bir Prometheus Operası yazmaya başlar ama bitiremez, yalnızca bir “Okeanidlerin Şarkısı”nı yazabilir. Perilerin denizinde perilerle dans eden bir Prometheus; uzak bir ihtimal ama bir Don Kişot için hâyâller gerçektir.

Rus zindanları bile bu mitolojik ateşi söndürememiştir; Zindanda bir Prometheus, Kafkas dağındaki bir Prometheus’un acısını duyumsar ve dişleri ve etleri dökülen Bakunin bir İkarus gibi kanat takıp özgürlüğe kavuşmak ister, güneşe fazla yaklaşmaması gerektiğini bilir ama bu umurunda değildir; özgürlüğe kavuşur kavuşmaz tekrar atlar devrimin korlu ateşine –kendi ruhuyla alevlendirilecek olan.

Bir insanın dünyayı yakma enerjisini kuramsal olarak fazlasıyla gördüm ama pratik açıdan yalnızca Bakunin’de –tüm ayrıntılarıyla.

Tüm dünyayı yalın ayak dolaşarak her bir ülkeyi bir ejderha gibi ağzından çıkardığı ölümcül alevle yok etmeye yönelen tek insan.

Önceki Yazı:Modern Toplumların Doğayı Algılamaları ve Doğaya Bakışları Hakkında 3 – Jacques Élisée Reclus
Sonraki Yazı:Oğuz Destanlarını Yeniden Okumak - Aruz’a Sözlükçe (Y) BayRam Bey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...