Nietzscheci Darbe – VII. Son ve Ondan Sonrası: Yenilginin Şerefi, Sufiliğe Dönüş, - Peter Lamborn Wilson (Hakim Bey) -7-

"“Al mulk li’llah”, ki manası, “Hâkimiyet Allah’ındır”.** Sadece kendi hatasının görünmesine izin veren ve övülüyorken tüm erdemleri başkalarına dağıtan kahraman düşünüldüğünde, kaçınılmaz olarak Türk tarikatı Malamatiyye ya da “Ayıplanmaya layık olan”lar hatırlanır. Bu tarikat ki buna büyük şair Mevlana Celalettin Rumi’nin yoldaşı, adı kötüye çıkmış Şems-i Tebrizi de dâhildir."

VII.SON VE ONDAN SONRASI

“Tüm tarih, hayal haricinde hiçbir şeyin asla var olmadığını anlatır”

                                   -Daybreak, 156

Asla son bulmayan cenaze törenleri. – Tarih alanının ötesinde, kişi sürekli devam eden cenaze nutkunu duyup, sevebilir; insan daima defnedilmiş ve halen defnediliyor ki onların en fazla sevdiği, onların düşünceleri ve umutları, kabul edilmiş ve halen kabul ediliyor, değiş tokuş edilen gururda, gloria mundi, ki bu cenaze söylevinin şatafatı demektir. Bunun her şeyi ayarlaması gerekir! Ve cenaze söylevi halen en büyük destekçisidir halkın.

-Daybreak, 208-

Gerileme ve Düşüş; Yenilginin Şerefi

1920 baharının başlarında, açıkça görüldü ki Bükreş’in sabrı taşıyordu ve askeri kapasite Kuman Bölgesi “krizi”ne hızlı bir çözüm tasarlama boyutlarında iyileştirilmişti. Eğer buna bir silahlı müdahale olursa, monarşi buna şiddetle karşılık vermek istiyordu. Cunta’nın günleri açıkçası sayılıydı.

Konsey daha fazla mücadele etme riskini almamaya karar verdi. Sesler son-siper savunmasına dair yükseliyordu fakat böyle bir özverinin boşunalığı aşikardı28. Konsey böyle bir oyunu kazanamazdı ve savaşın korkunçluklarının içine atılmaya hiçbir isteği de yoktu. Beyefendice yapılacak en iyi şey kimsenin canı acımadan ve koruyabildiği itibarı ila beraber, bir şekilde, bu durumdan Cunta’yi kurtarmaktı. Bir gün mücadeleye yeniden başlama niyeti, hayal kırıklığı ve acılarının ilan edildiği 28 Mart’taki sayısından sonra Akşam Yıldızı yayınına son verdi. 1 Nisan 1920’de aşağıdaki şahıslar İstanbul’a gitmek için gemiye bindiler: Mavrocordato, eşi Anna ve onun yaşlı annesi, Antonescu, Schlamminger, Afendopoulo, Elias, Şeyh Mehmet ve Ailesi. 2 Nisan’da, Geçici Hükümet’in kalıntıları (buna dahil olan en önemli şahsiyet Kumanların İlhanıydı) Kuman Bölgesi’nden yabancı maceracıları ve Anarşistleri “kovmuş” olduklarına dair Bükreş’i haberdar ettiler ve Kraldan - O ki çan çınlamaları içinde uğruna sonsuz bağlılık için yemin edilendir - emir gelinceye kadar Konsey’i fes edeceklerini bildirdiler.

Bükreş kurnazlığı anlamış fakat hiçbir şey yapamamıştı. Asıl liderler cezadan kurtulmuş fakat “kalıntı”lar Romanya kralı adına (ki böylece o yapabildiğince şehrin sınırlarını korumaya almış olmaktaydı) etkili bir şekilde iktidara el koymuşlardı. 8 Nisan’da Romanya’ya varan Romanyalı yöneticiler ve Polis hiç kimseyi tutuklayamadı. Ki bu olay onları müthiş bir şekilde sinirlendirmiş olmalıdır. Kumaların Politik şefi olan İlhan, 1923’de ölümüne kadar etkili ve vatandaşlara karşı yapılabilecek misillemeyi engellemeye yetkindi. Otonom sancağın düşüşü zeki bir şekilde tasarlanmıştı. Belki de hazinenin azalmasıydı bu Ragnorak [Tanrı’nın gazabı -çn-] durumdan kurtulmak için İskitlera bir gerekçe sunan. Köstence ve Petroasa’dan ne kadar ganimet topladıkları o kadar problem değil, onlar yarın yokmuş gibi her şeyi harcamışlardı.-gerçekçi bir politika-. Aslında, gerçekten yarın yoktu. Kalıntıların ise göçmenler ve “tortular” arasında bölüşüldüğünden şüphelenmekteyim.

Sufiliğe Geri Dönüş; İlahi Tanrısızlık

Mavrocordato şimdi İstanbul’a yerleşmişti. Cunta’nin bir kısmı orada mümkün olduğunca kaldı.- örneğin Şeyh Mehmet. Diğerleri yok olmaya başlıyor. Schlamminger, Antonescu ve Elias’a ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz yok. Böyle olağanüstü enerjik insanların yaşamlarının geri kalan kısmında hiçbir şey yapmamış olduklarına inanmak mümkün değil. Ve kimi araştırmalar sevindirecek şeyler sunabilir bize. Bununla birlikte, şimdilik karanlıktayız.

Bu arada, Ukrayna’da iç savaş tümüyle kurtarılmış birçok bölgeye sahip olarak, Makhno’nun kontrolünde devam etti. Romanya’da köylüler hükümetin etkisiz kalan toprak reformundan hoşnut değildi29. Ve bu dönemde işçiler de büyük bir huzursuzluk içerisindeydi. Makhnovist düşünceler popülerdi. 1920 Ekim’inde Genel Grev başladı. Grevcilerin çoğu Anarşistti. Ama örgütlenmeleri Komünist ve Sosyalistlerden daha da iyice değildi. Kendiliğinden ve şiddet-karşıtı olarak başlayan başkaldırı grevciler arasında hizipçi ağız kavgaları -ve şiddet- ile yozlaştı. Bu anlarda, Mavrocordato, İstanbul’dan –Tarih 20 Ekim 1919- açıklama yayınladı. Açıklamada, Kuman Bölgesi Otonom Sancağının Sürgündeki Hükümeti olarak Grevi desteklediklerini ve Güney Rusya’da Meşru rejim olarak “Makhno’nun yönetimi altında olan Ukrayna’nın kurtarılmış komünlerini” tanıdıklarını açıkladı. Mavrocordato’nun gizli olarak Kuman Bölgesi’ne dönüp grevi örgütleme teşebbüsünden bulunmuş olabileceği kuşkusunu duymaktayım. Hükümetin Toprak politikasına karşı isyan Ekim’in sonunda patlak verdi. Fakat kısa zamanda bastırıldı. Genel grev o ayın sonuna doğru başarısızca bitti ve Komünistler işçi sendikalarını ele geçirdiler. Bundan kısa bir süre sonra, Makhno Ukrayna’ya ve oradan da Paris’e kaçtı. Orada ölene kadar içip, anılarını yazmaya devam etti.

Mavrocordato öyle yapmadı.

Mavrocordato’ya dair elimizde olan son bilgi, 7 Kasım 1924’te, İstanbul’da,  Sürgün Hükümetinin son (?) tebliğini içeren belgedir. Bunda Konsey’in, Georghiu III Mavrocordato’yu Kuman Bölgesi Otonom Sancağı’nın prensi ve mirasçı hospodarı olarak ilan ettiğini ifade etmekteydi.

Nietzsche sonunda Mavrocordato’yu deliliğe mi sürüklemişti? Bu sadece “muziplik” miydi? (“özgür ruh”un açık bir işareti), ya da bunun daha derin bazı anlamları mı vardı? Ben bunun itaatsizliğin bir jesti olduğuna inanıyorum- ve Anna’nin bir mirasçı doğurmuş olduğu manasında anlaşılması gerektiğini düşünmekteyim. Tarih gelecekte neler pişirecektir kim bilir? Ne olursa olsun, en iyisi bir talep sahibi olmaktır. Belki de eski Konstantinapol’ün “Pharnaroit” (Fenerli) atmosferi hospodarın beynine girmişti.

Bu telgrafın ortaya çıkardığı şey, inanıyorum ki Mavrocordato’nun Sufizme dair büyüyen ilgi ve alakasıdır.  Yeterince tipik olarak, Nietzsche’den şu alıntıyla bağlantılıdır:

Günahları kendine ve erdemleri başkalarına ayıran bir aziz asla var olmadı: o iyiliklerini insanlardan saklayan ve yalnız kötü olan şeylerinin görülmesine izin veren insan kadar nadirdir. [HTH 253/607]*

Sonrasında şu ekleniyor, “Al mulk li’llah”, ki manası, “Hâkimiyet Allah’ındır”.** Sadece kendi hatasının görünmesine izin veren ve övülüyorken tüm erdemleri başkalarına dağıtan kahraman düşünüldüğünde, kaçınılmaz olarak Türk tarikatı Malamatiyye ya da “Ayıplanmaya layık olan”lar hatırlanır. Bu tarikat ki buna büyük şair Mevlana Celalettin Rumi’nin yoldaşı, adı kötüye çıkmış Şems-i Tebrizi de dâhildir - Arif olarak kendi şöhretlerini yıkmak için şarap yudumlama ve esrar içme gibi ahlak dışı davranışlar gösterirlerdi. 20. Yüzyılda Tarikat bati felsefesinde derince okunmuştu-buna Nietzsche dahildir. Bana yeterince açık görünmektedir ki Mavrocordato şimdi Malamatiyye’nin bir ustasıydı. Belki, sonunda, bu onun 19. yüzyıldan kaçışıydı.30

Eğer söylenecek hiç bir şey kalmadıysa, bu, Densusianu’nun Hronicul’unun sonuna gelmiş olmamızdan dolayıdır.

Televizyonlaştırılmış Devrim; Daha Fazla Kitap!

Diktatör Ceaucescu’nun  [Çavuşesku –çn] ölümü ile 1989’da Romanya’yı şok eden olaylarda Kuman Bölgesi’nin rolü üzerine kısa bir not ilave etmeliyiz. Bükreş’teki Televizyon istasyonu “Devrim”in asli odağını oluşturdu ve Stalinist rejime bağlı Securitat (İstihbarat servisi) güçlerince Kuman Bölgesi’nde 200 kişinin katledildiğini haber yaptı.

Sonraki haberlerde gerçekten 6 kişinin öldürülmüş olduğu “itiraf edildi” – fakat film kareleri birçok ceset göstermekteydi.

Ardından tekrar “itiraf edildi”ki Kuman Bölgesi’nde hiç kimse vurulmamıştı. Cesetler sahteydi (yeni mezarlar kazılmış, görülebilecek yerlerinden vurulmuş, anlında mesela ve ardından yaralar televizyonda görülebilmişti).

İşin gerçeği -Kuman Bölgesi tüm ülkede meydana gelen benzer olayları yansıtan bir mikrokozmozdan daha fazla bir şey değildi- gerçekten bir “devrim”in olmamış olmasıdır. Televizyon bir devrimi (bir kaç yüz insanın cesurane ve gereksizce öldüğünde emin olduğu zaman) neler olduğunun üstünü örtmek için, taklit etmişti31. Aslında, hükümet, şimdi kendisine “Ulusal Kurtuluş Cephesi” diyen Securitat’in (İstihbarat) bir hizbince görevden alınmıştı. Ve Televizyon istasyonunun yönetimini ele geçirmişlerdi. Romanyalılar onların “Özgürlük” için olduğunu düşündüklerinde, onlar basitçe aynı insanların iktidarı almakta olduğundan, birkaç cesur ve kandırılmış isyancının arkasına gizlenmiş ve hayli hile karıştırılmış medya manipülasyonu barajıyla (gösterici kalabalığını terorize etmek için kayıt edilmiş makinalı tüfek atışları dahil) seyrediyorlardı. Bir “Devrim” yoktu. Devrime “ihanet” yoktu. Çünkü ihanet edilecek bir devrim yoktu – tüm dünyayı birbirine yapıştıran tüp’ün medya-büyülenmişliğinin vicdani ve video’da gördükleri her şeye inanma ihtiyacı hariç. Bunu Ionescumsu “Saçmalık”la karşılaştırmak gibi,  Kuman Bölgesi Otonom Sancağı tarihin somut bir parçası gibi görünüyor.

NYC

7 Şubat 1997

Çeviren: Alişan Şahin

Önceki Sayfa   - S O N -  

Dipnotlar:

28 Ama kan hakikatin en kötü tanığıdır; kan en saf doktrini bile zehirler ve kalbin nefreti ve saplantısına dönüştürür. Ve eğer insan sahip olduğu doktrin için kendini ateşe atıyorsa-bu neyi kanıtlar ki? Aslında, doktrininiz kendi ateşinizden doğuyorsa bu dahasıdır. [TSZ 205]

Kapasitenizin ötesinde istem hiçbir şeydir: kendi kapasitesinin ötesinde istemi olan kimselerin içlerinde kötü bir yanlışlık vardır. [TSZ 401]

Gücünün ötesinde bir dürüstlüğe sahip olma! Ve olasılıklara karşı olarak kendi kendine bireyleri arzu etme. [TSZ 401]

Kendi çeşidinin daha yücesi, daha nadiren bir şey başarır. Sen oradaki daha yüce olan, tamamen başarısızmışsın?

Keyfin iyi olsun, nedir problem? Halen ne kadarı mümkün! Kendi kendine gülmeyi öğren, ki insan gülmek zorundadır! [TSZ 404]

29 Gerçekten, Kuman bölgesi’nde kamulaştırılmış topraklar eski sahiplerine geri verildi ki bu durum Kumanlar arasında bayağı rahatsızlıklara neden olmuş olmalıdır.

* Nietzsche’den yapılan bu alıntı Melameti düşüncenin safi bir ifadesi gibidir. Tarih anlatımında böyle insanların Melamilerde olduğunu bilmekteyiz.[Çn]

** “Hakimiyet Allah’ındır” hem iktidar hem mülk ve alem Allah’ındır şeklinde de yorumlanabilir. Yorumlanmıştır. Bu Dünya’daki her iktidar ve mülke sahip olmak isteyenin şirk sahibi olduğunu ifade eder. Burada Wilson’un Mevlana ve Şemsi Tebrizi’ye dair verdiği bilgilerin aslında yetersiz olduğu ve kifayetsizce bilgi verdiğini ifade etmek gerekir. Mevlana ve Şems-i Tebrizi her ne kadar nefs ve erdeme benzer göndermelere sahip olsalar da Melami değillerdi. Melami meşrep olduklarını söylenebilir. Şems-i Tebrizi’nin Batıni bir dai olduğuna dair iddialar vardır ki muhtemelen doğrudur. Bektaşi ise hiç değillerdi. Mevlevi olarak ifade edilmeleri söz konusu olamazdı çünkü Mevlevilik Mevlana’nın oğlu Sultan Veled tarafından kurulmuştur. Wilson – Hakim Bey – yazı boyunca tüm bu tarikatları birbirine karıştırmaktadır. Ayrıca Melamiliği bir çeşit panteizm olarak görmekte ve Kalenderi kimi eğilimleri Melamilik ile benzer görmektedir ki bu büyük bir yanlıştır.[Çn]

30 Nietzsche bazı zamanlar yalnızca Din’in, Din’in üstesinden gelebileceğini anlatmaktadır; o’nun en son “çılgın” mektuplarından biri “Dionysus ve Çarmıha gerilen” olarak imzalanmıştı. O aynı zamanda şöyle de demekteydi:

Bu adama durumudur ki kişi yaşasın! Bu durumdur içinde yaşanabilen! [D 223]

Ve böylece insan güzelliği ve zarafet, dinlerin sonu geldiğinde mezara giden görev, ruh ve figürler arasında bir harmoninin neticesi mi olur? Ve daha yüksek hiç bir şeye erişilemez ya da hem de imgelenemez mi? [D 37]

“ Nedir bu duyduğum?” dedi yaşlı Papa kulak kabartarak. “Ey Zerdüşt, bu inançsızlıkla sen sandığından daha dindarsın. Seni bu tanısızlığa sendeki bir tanrı döndürmüş olmalı. Tanrıya inanmamana neden olan bir başına senin dindar olman değil mi? Ve senin aşırı dürüstlüğün iyinin ve kötünün ötesine de yöneltecektir! Bak ne kalıyor sana? Ebediyetin tümünde kutsama için yazgısı önceden belirlenmiş ağız, göz ve ellerin. Sadece kişinin eliyle kutsama olmaz, senin yanında en tanrısız olmayı istemene rağmen, ben bir gizden kuşkulanırım. Uzun kutsamaların hoş kokusunu almaktayım. Bu bana hoşnutluk ve aynı zamanda keder veriyor.” [TSZ 374]

“Tanrıya inanmak ahlakdışıdır (immoral)”- fakat bu bize böyle bir imanın kesinlikle en haklı nedeni gibi görünür. [WTP 524]

Ve halen kaç tane yeni tanrı mümkündür! Kendime gelince, dindar olanda, bu tanrı-formunda demektir ki, içgüdü mümkün olmayan bir zamanda zaman zaman aktif olur. Nasıl farklıca ve çeşitlice ilahi olan bende kendini ortaya çıkarır her defasında!

Ne kadar yaşlı olduğu ya da ne kadar genç olacağına dair hiç bir düşüncesi yokken, Ay’dan kişinin yaşamına düşmüş gibi bu zamansız anlarda, Birçok garip şey benden önce geçti.  – pek çok çeşit tanrının olduğundan hiç bir şüphem olmamalı. - [WTP 534]

31 Codrescu’ya bak (1991)

BIBLIYOGRAFYA

(Not: Nietzsche alıntılarının kaynakları metinde kullanılmış kısaltmalarca tanıtılmıştır.)

-Rodoslu Apollon (1959) “Argo’nun Deniz Seyahati”- İng. Çv.: E.V.Rieu, Londra; Penguin

-Hakim Bey (1991) “Geçici Otonom Bölgeleri” T.A.Z içinde. Brooklyn, NY:Autonomedia

-John Kingsley Birge (1937) “Bektaşi Dervişleri”, Londra, Luzac Oriental

-Liam Cahill (1990) Unutulmuş Devrim: 1919 Limeric Sovyeti, İrlanda’da İngiliz İktidarına Yönelik bir Tehdit, Dublin, O’Brien Press

-Andrei Codrescu (1991) Bayraktaki Delik: Bir Romanyalı Sürgünün Devrim ve Dönüş Hikâyesi. New York, William Morrow

-O. Densusianu (1927) Hronicul Dobruca, Bukreş

-Mircea Eliade (1972) Nesli Tükenen Tanrı, Zalmaxos: Doğu Avrupa ve Dacia Folklor ve Dinlerinde Karşılaştırmalı Çalışmalar. İng. Çev.: Willard R. Trask. Chicago: University of Chicago Press

-Encyclopedia Brittanica (1953), Cilt.XX

-Andre Gide (1953) Mektuplar Cilt II

-R. Hinton Thomas (1983) Alman Politikası ve Toplumunda Nietzsche, 1890-1918, La Salle,IL:Open Court

-Count Gezu Kuun (1880) Codex Cumanicus. Budapeste; A.B.Boswell’de bir bölümün çevirisi, “Kıpçak Türkleri”, Slovanic Review, Eylül 1927

-Edward Luttwak (1968) Coup d’Etat: Pratik bir Rehber. Londra, Penguin.

-Ben Mcintyre (1992) Unutulmuş Vatan; Elizabeth Nietzsche Araştırma. New York, Harper Collins.

-Frederich Nietzsche (1954) Portatif Nietzsche, editör ve çev.: Walter Kaufmann, New York; Viking Press. Bu Kitapta kullanılan bölümler: Antichrist (AC); Notlar; Böyle Buyurdu Zerdüşt (TSZ) ve Putların Alacakaranlığı (TI).

--1956. Trajedyanin Doğusu (BT) ve Ahlakin Soy kütüğü (GM). Çev.: Francis Golffing, Garden City, NY:Doubleday

--1974 Neşe Bilim (GS) Çev.:Walter Kaufmann.NY. Vintage

--1986 İnsan-hepsi de İnsan(HTH) Çev.: Marion Faber Lincoln. University of Nebraska Press

--1968 Güç İstemi (WTP) – Editör ve Çev.: Walter Kaufmann, NY: Vintage

-Ovid (1994) Sürgün Şiirleri, Sunuş ve notlar beraber çeviri: Peter Green. Ny: Penguin

-Steven Runciman (1968) Esarette Yüce Kilise: Türklerin Fethinin Arifesinden Yunanistan Bağımsızlık Savaşana Konstantinapol üzerine bir çalışma, Londra: Cambridge University Press

-Max Stirner (1907) Ego ve Kendisi. New York. Benjamin R. Tucker

-Peter Lamborn Wilson (1988) Skandal: İslamci Sapkınlık (Herecy) Üzerine Denemeler. Brooklyn, NY: Autonomedia

-Sarhoş Kayık, Brooklyn, NY: Autonomedia

A.D. Xenopol (1925/1936) Istoria Romanilor Din Dacia Traina, Bükreş, Kısaltılmış fransızca çevirisinden, Histoires des Roumains, 1936

Önceki Yazı:Nietzscheci Darbe – VI. Nietzsceci Ütopya: Dionysus ve İslam, Kimsen O Ol, Devlete Karşı… - Peter Lamborn Wilson (Hakim Bey) -6-
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...