Anarşizm, Anakronizm, Hermenotik, Yapıçözüm ve Tarihi Okumak – 1 – Alişan Şahin

0
235

Robert Graham’ın editörlüğüyle iki bölüm halinde yayınlanmış olan “Anarşizm: Özgürlükçü Düşüncenin Belgesel Tarihi” isimli kitaba bakıldığında Anarşizm ile ilişkili olarak din ya da dindar anarşistlere ilişkin bir tek cümle olarak dahi değinide bulunulmamakta. Tolstoy’a askerlik karşıtlığı ya da sivil itaatsizlik anlamında bir yer verilmiş olsa da mesela ekoloji fikriyatının gelişmesinde çalışmalarıyla önemli bir yer işgal eden Jacques Ellul’ün ismi geçmemektedir ki Müslüman anarşist temalar ya da kişilikler ile ilgili bir şey bulmak zaten mümkün değildir. Bu çalışma anakronizm problemine de bir yanıt olarak olsa gerek “Anarşiden Anarşizme (MÖ 300’den 1939’a)” altbaşlığını taşıyor. Anakronizm herkesçe farkında olunan ve kavramları ve durumları ifade ederken dikkat edilen bir mefhum olarak duruyor.

R. Graham kitabında şöyle tartışıyor:

“Anarşinin en eski savunucularının hiç biri kendisini Anarşist olarak tanımlamasa da, hepsinde ortak olan iktidar, refah ve ayrıcalıklı olmaya dayalı hiyerarşik ilişkilere ve baskıcı otoriteye karşı olmalarıdır. Diğer radikallerin tersine onlar aynı zamanda özgür bir toplumun yaratılması ve otoriteye karşı mücadelede kendileri için herhangi bir otoriter ve ayrıcalıklı rolü reddederler.

Fakat Avrupa’da 1848 devrimlerinin olduğu zamanlara kadar anarşizm farklı bir doktrin olarak ortaya çıkmamıştı. Kendini ilk defa anarşist olarak tanımlayan 1840’da Fransa’da Pierre-Joseph Proudhon olmuştur. Anarşist fikirler kısa zamanda Almanya, İspanya ve İtalya’da yayıldı. 1848 Devrimleri’nin başarısız olmasından hemen sonra bazı sürgünler, politika sayesinde gözü açılmış olanlar anarşist durumlara uyum sağladılar.”[1]

Elbette anarşizm bir ahlaki projedir. Ahlaki projenin “yüksek teorilerden” aşağı kalır yanının olduğunu ise düşünmüyorum. Tüm ahlak felsefeleri soyutlama olmaları anlamında yüksek herhangi bir teoriden daha karmaşıktır dolayısı ile Graeber’in bu önermesi ise ikna edici değildir.

Proudhon öncesi kimi entelektüeller kendilerine anarşist ya da anti-otoriter demeseler dahi anarşist olarak adlandırmak normal bir vaka olarak duruyor. Anarşizm kavramını siyasal ve felsefi bir kavramın kişiler ve toplumsal hareketlere isim olarak yakıştırmak ya da onları tanımlamak için kullanımına dikkat çekmek isterim. Etiene de La Boetie, Bao Jingyan, Gerrard Winstanley, William Godwin, Max Stirner vb. gibi birçok düşünür için ve onların anarşist fikirleri için anarşizm sıfatı ne kadar doğru olur? Bunun tartışması yapılmalıdır.

Justin Meggit, Essays in Anarchism and Religion (Anarşizm ve Din üzerine Denemeler) isimli kitapta yer alan “Hz. İsa bir Anarşist miydi?”[2] isimli makalesinde bu soruya ve anakronizm meselesine bu makalede yaklaşmak istediğimiz gibi yanıtlar arar. Meseleye girizgah niyetiyle öncelikle anarşizm kavramının tarihsel oluşu itibarı ile nasıl ve nereden karalamak maksadıyla alınıp yaygınlık kazandığı mecraya dikkat çeker.

“Anarşizm kavramı düzenin yokluğundan ziyade yönetimin yokluğudur. Bu, kaos ve anlamsız şiddetle eşanlamlıdır. Viktorya döneminden beri sürmekte ve Joseph Conrad’ın The Secret Agent adlı çalışmasıyla meşhur edilmiştir. Anlamsız ve yıkıcı olmaktan uzak olarak pek çok anarşist kendini “yeniden kurucu, oluşturucu siyaset ve öz-örgütlenme” ile ilişkili olarak düşünmüşlerdir.”[3]

Ve ardından kavramın anakronik kullanımında nasıl bir hususiyet kazanarak anarşizm üzerine olan yazında, bizim de temas ettiğimize benzer şekilde, yer tuttuğuna temas eder:

“Anarşizmin temel prensipleri – öz-örgütlenme, gönüllü birliktelik, karşılıklı yardımlaşma – insanlık tarihi kadar eski farzedilen insan davranışlarının biçimlerine işaret eder. Bu kesinlikle “Marksist” demekten daha az problemli bir kavramdır. İkincisi Karl Marx ile başlayan analizlere dair temel proje ve yüksek teori ile bağdaştırılır. Anarşizm ise Graeber’in kelimeleriyle “daha bir ahlaki proje”dir ve ondokuzuncu yüzyılda değişen şey sadece onun bir isme gereklilik duymasıdır. Örneğin bu düşünce MÖ. 300’den başlayan Robert Graham’ın Anarşizmin Belgesel Tarihi’nde ya da anarşizmin etkili ve gerçek tarihini ve kökenini Taoizm’e ve MÖ altıncı yüzyıla kadar götüren Peter Marshall’ın İmkansızı İstemek’inin ardında yatmaktadır.”[4]

“Marksist demekten daha az problemli” olarak “Anarşizm” sıfatını kullanmak bunun anakronik bir problem olmadığı anlamına gelemez elbette. Üstelik anarşizmin “analizlere dair temel proje ve yüksek teori” olma halini bugün itibarı ile reddetmek de mümkün değildir. Elbette anarşizm bir ahlaki projedir. Ahlaki projenin “yüksek teorilerden” aşağı kalır yanının olduğunu ise düşünmüyorum. Tüm ahlak felsefeleri soyutlama olmaları anlamında yüksek herhangi bir teoriden daha karmaşıktır dolayısı ile Graeber’in bu önermesi ise ikna edici değildir.

Tarihsel anarşizm ayrımına, bir tarihi vaka, kavramın politik ve felsefi bir çizgi olarak hareket ve kişilerce benimsendiği tarihsel anlardan itibaren başlatmayı daha uygun bulmamdan dolayı başvurmuştum

Meggit, problemi daha da açarak anarşizm çalışmalarında “anakronizm” problemine dair diğer alanlara temas eder ve makalesinin konusuna gelerek özellikle Tarihsel Hz. İsa’ya anarşist denmesinde –eğer o prensiplere uyuyorsa- sakınca olmadığını şöyle ifade eder.

“Patricia Crone, örneğin, İslamın kökenlerine dair bir anahtar figürü tartışmaktadır. Bazı Mutezile ve Haricilerin alt-gruplarından Necadat’ın mensuplarının anarşist olarak tanımlanmaları gerektiğini ve toplumun iktidarsız, biz buna devletsiz diyoruz, işleyebildiği ya da işlemesi gerektiğine inandıklarından anarşizmin tarihine dahil edilmeleri gerektiğini söyler. Benzer şekilde Norman Cohn, Orta Çağ Avrupa’sında bininci yılın değişik hareketlerini – en dikkate şayan olan Bohemya’nın Taboritleri’dir – açıklarken kullanır. Benzer şekilde antropolog James C. Scott, Güneydoğu Asya bölgesinde yaşayan Zomia halkının tarihi için kullanır… Bundan dolayı Hz. İsa figürünü açıklarken eğer böyle bir ada layık ise “anarşist” kavramını kullanmakta tereddütlü olmamalıyız”[5]

Meggit, Hz. İsa figürünü gerçek, yaşamış olan ve ölen Hz. İsa ve diğer tarafta tasavvuren var, kitabi ve kilisenin ve ona bağlı Hıristiyanların inandığı ve gerçeklikten azade olan Hz. İsa figürü olarak ayırmakta ve birine Tarihsel Hz. İsa ismini verirken asıl inceleme konusunu ise yaşamış ve ölmüş Hz. İsa figürü olduğunu ifade eder. Dolayısıyla Tarihsel Hz. İsa’ya anarşist denilip denilmemesidir asıl konusu.

Bu meseleye ilişkin benim editörlüğünü yaptığım içinde esasen İslam ve anarşizm ilişkisini ele aldığım makalemde temas ettiğim kitaptaki konulardan biri de tarihsel anarşizm vurgusudur.

“Yukarıda haklarında kısa bilgilerle değinilen hareket ve tarikatlar anarşizm tarihsel bir vaka olarak ortada yokken de var olan ve anarşizme yakın felsefi deneyimleri yaşayan ve mücadele eden hareket ve tarikatlardır. Bunlara eklenecek oldukça fazla tarikat ve hareket çıkarılabilir.”

Aynı şekilde 18. dipnotta A.T. Karamustafa’nın “Tanrının Kuraltanımaz Kulları” adlı kitabının İngilizce basımında kalenderiler için anarşist ifadesini kullanmasını yorumlamıştım:

“A.T. Karamustafa’da sapkın bireyci anarşist dervişler tanımlaması sıklıkla geçmektedir. Dolayısıyla bu kavramın gönderme yaptığı yer bir anlamıyla müphem bırakılmıştır. Kavramı antinomian anlamında kullanmış olması da muhtemeldir. Olaki tarihsel anarşizme yapılan bir göndermedir, bizce yanlış da değildir.”

Anarşizm kavramının kullanılmasında bir başka problem gündeme gelmektedir. Kavramın kökeninin Yunanca olması ve Modern Batı uygarlığının bu kavramı oradan alarak toplumsal hareket, kişi ve durumlara bu ismi yakıştırması, tarihi okurken Batı dışı oluşumlara bu ismi yakıştırması – ve hatta antropolojide ilksel topluluklara dair kullanılması – etnosentrik bir duruş değil midir?

Tarihsel anarşizm ayrımına, bir tarihi vaka, kavramın politik ve felsefi bir çizgi olarak hareket ve kişilerce benimsendiği tarihsel anlardan itibaren başlatmayı daha uygun bulmamdan dolayı başvurmuştum. Halen de aynı fikirdeyim. Bununla beraber oluşum, hareket ve kişilerin bu kavrama sahiplenip kendilerini bunla tanımlamamakla beraber oluş olarak bugünün anarşistlerinden ve hareketlerinden anarşist prensiplere tamamı ile uyanlara bu ismi bugünün kavramlarıyla yakıştırmamız durumunda karşılaşabileceğimiz problemi aşmanın bir diğer yolunun Tarihsel olmayan anarşizm kavramıyla aşılacağını düşünüyorum.

Anarşizm kavramının kullanılmasında bir başka problem gündeme gelmektedir. Kavramın kökeninin Yunanca olması ve Modern Batı uygarlığının bu kavramı oradan alarak toplumsal hareket, kişi ve durumlara bu ismi yakıştırması, tarihi okurken Batı dışı oluşumlara bu ismi yakıştırması – ve hatta antropolojide ilksel topluluklara dair kullanılması – etnosentrik bir duruş değil midir?

Meggit bunu tartışır ve şöyle ifade eder:

“Aynı zamanda konuyla bağlantılı olan etnosentrizm problemine de işaret etmeliyiz. Eğer Hz. İsa’ya “anarşist” diyorsak, özbilinçli bir hareket olarak ilk ortaya çıktığında modern Avrupalı ya da Kuzey Amerikalı olma bağlamı dışında yorumsayıcı değere sahip olmayan bir kavramı mı kullanıyoruz? Farklı kültürel ve tarihsel bağlamlardan bir biçimi anlamamıza yardımcı olmaktan çok engelleyici olmaz mı? Birileri, anarşizmin içinde doğduğu ve serpildiği Batı modernitesinin üstünlük taslayan küstahlığının devam ettirilmesidir diyebilir mi?.”[6]

Evet, der. Demiştir de.

Burada bilimlerin, bilimsel alanlarda kullanılan kavram ve isimlerin Avrupa merkezli olduğunu inkar etmemek gerektiğini vurgulamak isterim.

Hayrettin Yücesoy, P. Crone gibi Mutezili anarşistler üzerine yazdığı makalede anarşizm kavramı ve onun etnosentrik tarafına vurgu da yaparak ve bu kaydı şimdilik parantez içine alarak, anarşizm kavramını siyasal anarşizm olarak kullanarak etnosentik tarafı ifade eder.

“Crone, imamın olmaması gerektiğini tartışan Mutezile düşünürlerini anarşizmle olarak ifade ettiği için eleştirilmiştir. Benim itirazım onun bu kavramı kullanmış olmasına değildir. Tam aksine bir dereceye kadar bu anlamın semantik potansiyelini Avrupa tarihinden süzerek aldıktan sonra incelemesinin sonunda Mutezililerin aslında anarşist olmadığını tartışmaya götürmesidir.  Bu temayül bu grup için anarşizm kelimesini kullanmayı sadece kesin olmayan ve izlenimci değil aynı zamanda Oriyantalize eder ve diğerlerini “Şark”ın sınırlarıyla kapar ki bu kendi kendine anarşist fikirleri geliştirmek için gerekli kurumların olmadığı iddiasındadır. Herhalükarda Avrupa geleneğinde dahi anarşizmin anlamının farklı şekillerde anlaşılmakta olduğu bir gerçektir ve bu bakış açısı sürdürülemez. Alimler halihazırda farklı siyasi ve kültürel geleneklerden yeni deneyimleri verimli bir şekilde bağdaştırabileceğimizden hareketle kelimenin genişletilmiş ve desantralize edilmiş semantik boyutları üzerine çalışmalıdırlar. Bu çalışmada anarşizm kavramını kesinlikle siyasal anarşizm; dışsal otoriteye bireysel ya da hazcı kavramları reddederek, eğer devlet hiyerarşisi yok edilmemişse mümkün olduğunca küçültmek ve ortak bir hukuk oluşturmak anlamında komünitelerin öz-yönetimi için çağrıyı savunmak anlamında kullanacağım.”[7]

Meseleye dair soruyu belki de ilk soran H. Barclay’dir. Meggit, H. Barclay’in etnosentrizm tartışmasında anarşizm kavramının kullanımının kültürler-arası kavram aktarımı olarak ifade etmesini benimser. Onun Türkçeye “Efendisiz Halklar” ismi ile çevrilmiş olan “People without Government: An Anthropology of Anarchy” adlı eserinde ilgili bölümden alıntı yapar.

“Toplumsal sınıflaşma ile etnosentrik ve karmaşık ideoloji. Bunlar diğer kültürlerde anarşistlerin değer ve ideolojisi olmadığında, oldukça duygu yüklü bu kelimeyi oldukça net ideolojik yan anlamıyla almaktır ki Avro-Amerikan kültürel gelenekler ile tanımlanır. Böylece sadece kelime çarpıtılmış olmaz aynı zamanda bu kültürlerin anlamları da çarpıtılmış olur.”

Batı anarşist geleneğine göre bir zamanlar insanlık tarımın gelişmediği zamanlarda ilk toplumlarda Cennet, altın çağ, doğal bir durum olarak tanımlanabilecek baskıcı iktidarlar olmadan yaşamaktaydı.

“Bu ’Anarşi’ kelimesi için doğru ise eşit olarak ‘demokratik’, ‘hükümet’, ‘hukuk’ […]  gibi toplum bilimcilerin her gün kullandıkları, normal konuşmalarda türeyen diğer kelimelere de uygulanmalıdır. Toplum bilim diğer kültürlerde toplumsal bağlamlara uygulanan ortak kullanılan kavramlarla doludur. Böyle bir prosedürün kesinlikle tehlikeleri vardır. Kavramın yanında dışarıdan gelen ideolojik bagajı taşımak kolaydır. Diğer tarafta ise, eğer biz kültürler arası transferler yapamıyorsak, safi jargon olan yeni kelime üretmenin (Neologsm) yaygınlaşmasıyla, netleştirmeden ziyade belirsizliği arttıran bir durumda kalmışız demektir.”[8]

Sosyal bilimler ya da diğer alanlarda kavram üretimi konusunda üniversitelerin ve akademisyenlerin yarıştıkları kimsenin yabancısı olduğu bir durum değildir. Burada bilimlerin, bilimsel alanlarda kullanılan kavram ve isimlerin Avrupa merkezli olduğunu inkar etmemek gerektiğini vurgulamak isterim. Bu minvalde meselenin etnosentrik tarafına vurgu yapılması önemlidir. Tarihte ya da sosyal olaylarda vukuu bulan olguları, durumları kendi özgül adıyla anmak en doğru yöntem olsa da olgular arası benzerlikler, ilişkiler ve durumların aynı kavramla karşılanması her daim problem olarak görülmelidir. En azından bunun bir problem olarak göz önünde bulundurulması olgunun özgüllüğünün dikkate alınmasına neden olur ki önemlidir. Mesela Faşist ve faşizm kelimelerinin bugün aldığı şekil özgüllüğü tamamen yok sayan bir durumdadır. Hitler’nin nazizmi, Franko’nun, Salazar’ın diktatörlükleri, Moussulini’nin faşizmi ve dünyadaki bir çok diktatörlük faşizm olarak adlandırılmaktadır.

Diğer taraftan tarihte vukuu bulan toplumsal hareketler ve bu hareketlere katkıda bulunan, yönlendiren ya da içinde yer alan kesimlere de bu ismin atfedilmesinin doğru olup olmadığı sorulmalıdır.

R. Graham, Bao Jingyan’ın “Ne Efendi Ne de Kul”  (Neither Lord Nor Subject ( MS 300)) adlı eserini ilk anarşist metin olarak kitabına almış görünüyor.

Fakat P. Crone, Ninth-Century Muslim Anarchists isimli makalesinde Müslüman anarşistlerden bahseder:

“Anarşizm, en basit anlamda, iktidarı yok etmek anlamında 1420’lerin Batı’da Bohemyalı Tabaoitler’in tarihinden bugüne devam eden inanç olarak ortaya çıkmıştır. Batı geleneğinin dışından bunu görmek zordur. Chuang Tzu (MÖ 4. Yüzyıl) ve diğer Taoistlerin anarşist olarak sınıflandırılmaları gereken diğer bir durum daha vardır fakat anarşizme benzer çok fazla bir şey yoktur ve Taoistlerden başka Batılı olmayan örnek burada tartışılan Müslüman düşünürlerdir,”[9]

Tavsiye Edilen Yazılar

Batı anarşist geleneğine göre insanlık tarımın gelişmediği zamanlarda, ilk toplumlarda Cennet, altın çağ, doğal bir durum olarak tanımlanabilecek baskıcı iktidarlar olmadan yaşamaktaydı. Batı bu durumu Stoistlerin fikirlerine kadar götürür.[10]

Dokuzuncu yüzyılın Mutezile anarşistleri üzerine yazan bir diğer yazar H. Yücesoy, P. Crone’un imamlık kurumunu kabul etmeyen Mutezile’nin bir kısmını anarşizmle tanımladığından dolayı eleştirilmesinden bahsetmektedir. O, “İslam şehri”ne dair tartışmalarda yakından bildiğimiz ötekileştirme sonuçlarında “gerçek” bir şehri oluşturan Weberci ideal biçim gibi “anarşizm” de Avrupalı ayrıksıcılık (exceptionalism) fikrini bir çeşit takviye etmenin ideal çeşididir diyerek etnosentrik tarafa göndermede bulunur.

Alişan Şahin


[1] R. Graham, Anarchism A Documentary History of Libertarian Ideas, S. XII,

[2] Meggitt, J. 2017. Was the historical Jesus an anarchist? Anachronism, anarchism and the historical Jesus. In: Christoyannopoulos, A. and Adams, M. S.  (eds.) Essays in Anarchism and Religion: Volume 1. Pp. 124–197. Stockholm: Stockholm University Press.

[3] Meggitt, J. 2017. Was the historical Jesus an anarchist? Anachronism, anarchism and the historical Jesus. In: Christoyannopoulos, A. and Adams, M. S.  (eds.) Essays in Anarchism and Religion: Volume 1. Pp. 124–197. Stockholm: Stockholm University Press. S. 134

[4] (Meggitt, J. 2017. Was the historical Jesus an anarchist? Anachronism, anarchism and the historical Jesus. In: Christoyannopoulos, A. and Adams, M. S. (eds.) Essays in Anarchism and Religion: Volume 1. Pp. 124–197. Stockholm: Stockholm University Press.s. 135)

[5] Meggitt, J. 2017. Was the historical Jesus an anarchist? Anachronism, anarchism and the historical Jesus. In: Christoyannopoulos, A. and Adams, M. S. (eds.) Essays in Anarchism and Religion: Volume 1. Pp. 124–197. Stockholm: Stockholm University Press. S. 136.

[6] Meggitt, J. 2017. Was the historical Jesus an anarchist? Anachronism, anarchism and the historical Jesus. In: Christoyannopoulos, A. and Adams, M. S. (eds.) Essays in Anarchism and Religion: Volume 1. Pp. 124–197. Stockholm: Stockholm University Press. S. 137.

[7] The Lineaments of Islam, Political Anarchism, Dissent, And Marginal Groups in The Early Ninth Century: The Ṣūfīs Of The MuʿTazila Revisited, Hayrettin Yücesoy S. 64-65

[8] Meggitt, J. 2017. Was the historical Jesus an anarchist? Anachronism, anarchism and the historical Jesus. In: Christoyannopoulos, A. and Adams, M. S. (eds.) Essays in Anarchism and Religion: Volume 1. Pp. 124–197. Stockholm: Stockholm University Press.S. 137-138. H. Barclay’in Türkçe’ye çevirilmiş kitabından Versus yay. “Efendisiz Halklar”, H. Barclay, S. 17

[9] Oxford Journals,  Sayı 167, P. Crone, Ninth-Century Muslim Anarchists, S. 5

[10] Oxford Journals,  Sayı 167, P. Crone, Ninth-Century Muslim Anarchists,  S. 5-6

%d blogcu bunu beğendi: