Lysander Spooner’in Toplumsal Sözleşme Eleştirisi – Steve J. Shone – 4

0
326
Eğer bir iktidarı desteklemeye asla razı olmadıysanız o halde onu kabul etmemekle hiçbir şeyi yanlış yapmamış olduğunuzu söyler Spooner.

Cordato ve Gable (1984, 282) Hume’ün toplumsal sözleşme teorisinin Spooner’in eleştirilerinin canlandırılması olduğunu belirtirler. Gerçekten de Spooner’in görüşleri Hume’un görüşlerinden hem farklıdır ve hem de benzerlik taşır. Spooner toplumsal sözleşme teorisini ABD’nin tarihi şartlarına uygular ve Amerikan Devrimi’nin ve ABD Anayasası’nın dahi rızaya dayandığını iddia eder. ABD İç Savaşı bize başka şeyler öğretmiştir.  ABD hükümeti Kuzey’in Güney’i işgal etmesinden dolayı böyle bir popüler onaydan hiç de memnun değildir. Hume’ün çağdaş uluslarda rızanın yokluğuna dair tarihsel örneğini buna yansıtırsak, Spooner (1882b, 7) Kongre’nin pek çok ciltten oluşan yasaları okuyan insanlara değil ‘sadece itaat etmek için bir süngü işaretine’ ihtiyacı olduğunu belirtir.

Hume’dan farklı olarak Spooner toplumun çöküşünü engellemek için iktidara itaat etmenin gene de yanlış olduğunu söyler. Gerçekten herkes doğal adalete uygun davranmak zorundadır ve bu başka insanların kendi yaşamlarını uygun gördükleri şekilde yaşamaları için doğal haklarına saygıyı da kapsar. Doğal adalete itaat etmekte başarısız olan her iktidar meşruiyetten yoksundur. Bugün ABD hükümeti de dahil diğer hükümetlere doğal adalete göre yönetmediklerinden dolayı itaat edilmemelidir. Ayrıca, Spooner’a göre egemenlik gruplara değil bireylere bağlandığından dolayı toplumun çöküşü önemsiz hale gelir. Önemli olan bireylerin özgürlüklerini koruyabilmeleridir.

Eğer bir iktidarı desteklemeye asla razı olmadıysanız o halde onu kabul etmemekle hiçbir şeyi yanlış yapmamış olduğunuzu söyler Spooner. Bağımsızlık Bildirgesi’nin bu bakış açısının kabulü üzerine kurulduğunu ileri sürer. Çünkü liberaller ve hatta muhafazakarlar bu belgenin geçerliliğini kabul etmektedir. Burada görmekteyiz ki Hume’dan ayrılık daha da fazladır. Hume’dan farklı ama Locke’a benzer şekilde Spooner iktidarın rızaya dayanmak zorunda olduğunda ısrarcıdır. Herhalükarda Hume gibi Spooner da onun asla gerçek olmadığına işaret eder.

Spooner’ın yazılarında ismi ile eleştirilen toplumsal sözleşme teorisyenleri Hobbes ya da Locke değil, John Marschall’dır. Spooner Sözleşme Maddesi, 1. fıkrasının bir kısmı, Anayasa’nın 10. Bölümünün bir savunurudur. Burada şöyle denir: “Hiçbir Devlet… sözleşmelerin yükümlülüğünü zedeleyen kanunu… geçiremez”. O[i] Marshall’ın Mahkeme Başkanı’nın New York eyaletinin bir iflas yasasının anayasal olduğunu, ona bir sözleşme ile borç para verene tazminat ödemeyi kabul eden borçluya yardım edildiğinde sözleşmenin anayasal korumasının anayasayı ihlal etmediğini tartıştığı Ogden v. Saunders’deki fikirlerini tartışır.

Beklendiği gibi Spooner, Saunders’te ifade edilen Marshall’ın toplumsal sözleşme teorisini kesinlikle reddeder.

Bu fikirlerde Marshall’ın anladığı toplumsal sözleşmeyi buluruz. Doğal durumda bir hayvan kadavrasını bölmek için bir anlaşmayı uygulama ihtiyacı ya da giyim için yiyecek takası, güç kullanma zorunluluğunu tartışır. Sözleşmeleri desteklemek için meşruiyet, toplum örgütlenmeden önce, işe yarar bir güce izin vermek için var olan bir sözleşmeyi ihlal etmek eski çağ tarihinde bulunur. Marshall’ın belirttiği gibi “Baskının yasallığı zorunluluğun kullanılmasıyla yapılan önceden varolan yükümlülüğe bağlı olmalıdır”. Toplumsal bir sözleşmeyi takip ederek toplumda yaşayan insanların bir sözleşme yapmak için ‘içsel’ hakkını saklı tuttuğunu ve fakat uygulanan anlaşmalara eşlik eden ruhsatın iktidar ya da mahkemeyi teslim alan bir şey olduğunu tartışır Marshall. Benzer şekilde devlet şimdi gücünü düzenlemekte ya da sözleşmeleri yasaklamakta, devletler tarafından geçirilen yasalardan dolayı memnundur. Devletler Anayasayı çiğnemeksizin sağlamış olduğu egemenliğinden memnundurlar.

Halbuki, toplumdan önce bireyler, tarafı oldukları çiğnenmiş sözleşmelerin şartlarını uygulama hakları ile ‘istediğini yapan kimseler’dir. Marshall, örgütlü bir toplumun mensuplarının bu hakkı hiç de koruyamadığını, çünkü bunu yapmakla bir toplumsal sözleşmenin yarattığı barışı yıkacağını iddia eder. ‘Yükümlülük ve çare bu durumda özdeş değildir’ der, Marshall çünkü ‘birincisi tarafların eylemleriyle yaratılır, ikincisi ise iktidarca yerine getirilir’. 1 Fıkra, Bölüm 10’un bir sözleşme yapmak için bireylerin hakkını koruduğunu fakat bugün iktidar için önemli olan hayata geçirme hakkını korumadığını tartışır.

Beklendiği gibi Spooner, Saunders’te ifade edilen Marshall’ın toplumsal sözleşme teorisini kesinlikle reddeder. Ona göre (Spooner 1886, 64), sözleşmeyi uygulamayı devlete ve devlet yasalarına bırakmak ‘doğal yükümlülüğün’ gerektirdiği insanlar arasındaki anlaşmayı inkar etmektir. Eğer bu doğru ise insanlar yapmak için söz verdikleri şeyleri yapmak zorunda değildirler, diyerek ısrar eder. Marshall’ın tezi kendi kendisiyle çelişkilidir çünkü devletin müdahalesi için mantıklı olan ne olabilir? İlaveten Spooner, Marshall nihayetinde Sözleşme Maddesi’nin orijinal maksadına zarar verecek olan bir kapıyı açmış oluyor ki bu asla kaldırılamayacak olan ‘bireylerin doğal hakkı’dır der.(Spooner 1875, 30). Anayasal Konvensiyon’un Virginia delegasyonunun bir üyesi olarak Marshall, Anayasa’nın devam eden tasdikine eklenmiş olan İnsan Hakları Beyannamesi’ne öncülük eden anlaşmazlığa aşinaydı. Fakat büyük organizasyon gücüyle onyıllardır Yüksek Mahkeme’nin başkanı olarak Baş Yargıç Anayasa’nın adı geçen ilk sekiz maddesindeki aynı doğal hakları görmezden gelmiş ve ihlal etmiştir.[ii] Gerçekten de Marshall Mahkemesi’nde 34 yıl boyunca Dokuzuncu Maddenin bahsinin geçtiği hiçbir dava yoktur.[iii]

Aslında ABD Yüksek Mahkemesi’nin yedi hakiminin hiç birisi Sözleşme Maddeleri’nde görünür olan sözleşme için dizginsiz doğal haklar lehine yazan Saunders’e katılmaz.

Spooner’a göre (1886, 93) Marshall’ın teorisi toplumsal sözleşme ile güvenlik vaad edilmesi mülkiyet haklarından feragat edilmesini zorunlu kılar. Bundan dolayı durum şöyle olur: ‘Şimdi bu iktidarlar, senin rızan ile senin tüm doğal haklarının sahibi olmuştur. Onların senin haklarını ilelebet senden uzak tutmaya “sorgulanamaz hakkı’ vardır (95), anlamı ise ABD iktidarının insanların doğal haklarını ihlal ettiğidir. Aslında ABD Yüksek Mahkemesi’nin yedi hakiminin hiç birisi Sözleşme Maddeleri’nde görünür olan sözleşme için dizginsiz doğal haklar lehine yazan Saunders’e katılmaz. Aşağıdaki paragrafta ‘A’ toplum için iken ‘B’ toplumsal sözleşmeyi imzalayan bir kişi içindir. O şöyle sonuçlandırır:

Bu şöyle demek gibidir: Eğer A, B’yi ikna ederek onun (A) koruması ile bir söz vererek (B’nin) mülküne güvence vermektedir ki o (A) onu B’nin yapacağından daha güvenli bir şekilde ve kesin olarak koruyacaktır. A bu münasebetle ilelebet mülkü tutmak için “sorgulanamaz bir hak” elde eder ve B’nin avucunu yalamasına neden olur! (Spooner 1886, 94-95)

Tavsiye Edilen Yazılar

Bu toplumsal sözleşme koşullarının ortadan kaybolması durumundaki sorunları ortaya çıkarır. Hobbes’a göre ([1651] 1981, 230), bu yukarıda Spooner’in açıkladığı A ve B’nin durumuna benzer – egemen kendi tebasının çıkarlarını yönetme yükümlülüğünü ihlal etse de, doğal duruma dönmenin hiçbir yolu yoktur (Hinnant 1977, 66; McNeilly 1968, 23 1, 241). Etkisi ABD Bağımsızlık Bildirgesi’nde oldukça hissedilen Locke’a göre Bireylerin anayasal korumalarına dair bir belgeyi bir iktidarın çıkarlarına yükseltmeyi ihmal ettiğinde kesinlikle bir toplumun doğal duruma dönmesini gerektiren çeşitten bir durum doğurur. Dolayısıyla sormak zorundayız ki acaba bu Marshall görünümü altında Amerikan Devrimi’ne Locke’dan ziyade Hobbes etkide bulunmuş olduğundan dolayı saldırılan Hobbescu çöp adam mıdır? Locke’a göre bir iktidar rızaya dayalı bir yönetime sahip değilse alaşağı edilebilir. Her şeyden öte bu Amerikan Devrimi’nin felsefi temelidir. Aslında Spooner iddialarını ortaya sürerken Amerikan Devrimi’ne bakar. Asla feshedilemeyecek olan doğal bir devrim hakkı ortaya sürerken bu teorisine güveniyor. Aşağıdaki paragrafta No Treason, No. 1’da (İhanet Yok, 1’de) Spooner, Amerikan Devrimi’ni Hobbescu değil Lockecu bir vasıta ile yorumlar.

Bundan dolayıdır ki altında yaşamış olduğu iktidarın desteğinden kendini kurtararak tüm Devrim her bir ve tek kişinin hakkını isteğine bağlı olarak teoride belirledi, savundu ve başladı. Bu prensipler zamana ya da sadece varolan iktidara uygulanabilir ya da kendilerine özgü bir hak olarak değil her şart altında ve her zaman tüm insanların evrensel hakları olarak ileri sürülmüştür (Spooner 1867a, 13).

STEVE J. SHONE Department of Political Science University of Northern Iowa

Çev: Alişan Şahin

Not: Bu seri makalenin bütünü Anarchist Studies’in 15 Vol. 2 sayısında yayınlanmıştır.


[i] Ogden v. Saunders. 1827. 12 Wheaton 213.

[ii] Birleşik Devletler Anayasası’nın ilk sekiz düzenlemesi birinin evine askerlerin yerleşmesine karşı onu korumanın yanında din, meclis ve ifade özgürlüğü, çifte risk, kendini suçlama, mantık dışı arama ve ele koyma, tazminatsız mülke el koyma, zalimce veya olağandışı cezalandırma veya aşırı kefalet veya para cezaları üzerinedir. İktidara karşı dilekçe verme, hızlı ve halka açık duruşma, bir suçla suçlandığında avukat desteği alma ve silah sahibi olma hakkını da garantiye almıştır.

[iii] Dokuzuncu Düzenleme şöyle der: ‘Anayasa’da numaralandırılmış belirli haklar halk tarafından alıkonulan diğerlerini küçümsemek ve inkar edilmek maksadıyla yorumlanamaz.’

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.