“sevgi ve şiir üzerine bir tartışma” ve “her gün giyinirken” – Ahmet Ateş (Şiir)

0
264

sevgi ve şiir üzerine bir tartışma

Nasıl isterim umutsuz günlerimin

ağırlığı belirsiz acılarıyla

                            kucaklaşmanı

sevmenin gereği verebilmek mi yiğit insanlara heybelerimizi.

Bencillik değil mi

yorgunluklardan sevgilere sığınmak

taşıyamıyorsak doğru bir yaşamın gururunu

yüzümüze tükürmüşler de

unutmaya eğilimliysek

kutsallıklar adına unutarak yaşayabilmek yine de

bir bozkırda terk etmek değilse kendimizi

uyumak tipili bir dağda

nedir ya sevgili?

Var mısın geçitleri görünmez

fırtınalı dağları aşmaya

zaman bir salkım üzüm

güz bağlarında

düşünme gönençli, dingin günlere evetlendiğimi

dün ortaklaşmacılıktan yana diye halkalanmadı mı

                                                            kollarımız

uzlaşmacılığı, boyun eğmeyi elemişken yılların eleğinde

kolay bir yaşama değişmek değerlerimizi

inanması güç de olsa

hazır bu beden ve bu bedenin bilgisi

yangın yerlerinde kızıl kızıl çiçekler yetiştirmeye

karanfiller, laleler, gelincikler, sardunyalar

ille de kan kırmızı güller

buna tanık, sabırla örülmüş rengarenk

şu boncuk cüzdan.

Anladım istiyememek hiçbir şeyi

                                   kimseden

sevdiğinden bile

yalnızlığa övgü, Tanrılığa özenmekmiş

aysız gecelerin ıssız keçiyollarını

fısıldaşarak geçmek gerekirmiş

Şaştım tanıştığım rahatlığa

görünce ellerindekini dağıtanları

işsiz kalmışım, evsizmişim, kaçakmışım

emsiz değilmiş dertlerim

ben de yalnız.

Sevgili, çakır gözlüm

sen içerdeyken durmadan işlem yapıyorum

sevme denklemleriyle

basit, kolay geliyor her soru

örneğin

güçlükleri ikiyle çarpıp

bölüyorum burada her şeyi

imgelemimde bana gülüyor kocaman elleriyle

küçücük çocuk elleriyle pay pay edenler

sonra mutluluk çıkıyor, pırrr uçuyor havaya.

“Şiir yaşanmamış seviler” dediler

ozanlar, büyük kuramcılar, kitap ıssıları

yırttım şiirlerimi ben yaşıyorum diye

düşündüm ki

didinerek büyüttüğüm

düşünerek bağlandığım

günlerce sırladığım

dayanamayıp ezile sıkıla söze döktüğüm

bir çocuk utangaçlığıyla

göğsüme düşen al al olmuş yüzüm

sıkıntım, üzüncüm, olmayacak olmayacak

diye geceler boyu odalarda bir yaban hayvan gibi

dolaşmalarım

açlığım unutulmuş susuzluğum

niçin girmesin şiire?

Sevmek

karamsarlığa dil çıkaran

acılara ti çalan afacanı yaşamın.

Kıvır kıvırcığım seninle

çelik bir namlunun üstüne işlenmiş minnacık kelebeği

balık sırtındaki kemikten ciğim iğneyi

bir demet nergisle bir dal orkidenin

veresiye defterlerine yazılan amcalı siparişlerin

ayrımına vardığımın karakalem desenidir sevgim.

Ekim 1984

her gün giyinirken

Dağların armağanı dizlerimde

bu yün çorap senden

okşarım askıdaki gömleği

gülüşün

gülüşün dolmuş desenlerine.

Tespihim sahibin nerde şimdi?

Ya çakmağıma değen el

kısacık saçlarında mı şimdi?

Ateşin

ateşiniz vurmuş gözlerime.

Adlarınızla çağırırız bebekleri

dostların gülüşünü benzetiriz

gülüşlerinize

günlerimiz sizinle başlar, ah

düşenler

düşenler dönemez

gerçekleştirilememiş düşlerimizden.

Aralık 1984

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.