savaş, çocuklar ve sen – Ahmet Ateş (Şiir)

0
274

savaş, çocuklar ve sen

Haritayı açıyorum yere

sedir ağaçlı dağların göklerinde

alıcı kuşlar uçuyor

uzakta bir kent sisli bir sıcak arkasında

ak çadırlardan, beyza haymelerden çocuklar fırlıyor

şaşkın sarısı yüzleri

kocaman bir ilgişle bakıyorlar göğe

küçücük ellerini bir şapka kaşı gibi

tutarak güneş yanığı alınlarına.

Bir çocuk eli, çatal parmaklı

uzanıp göğü deliyor

uzakta bir yerlerden yoğun kül rengi bulutlar yükseliyor

kana kesmiş Sayda, Sur, Nebatiye

güneşte kararmış yüzleri kıvırcık saçlı çocukların

sürüyor utku oyunları

her cuf cufta yerinden kalkan bir oğlan

kendi vurduğu uçağı kollarını yana açıp

boynu bir yana bükük, bir sağa bir sola

yalpalayan bir düşüşle

yere çarptırıp patlatıyor

onları biraz geride kalmış izleyen bir kız

babası yitik, annesi öldürülmüş bir çocuk

bir bombardımanda

çocuklar kutluyor bir zorunluluktan doğan

kinleriyle utkularını

ağız dolusu bağrışarak, ilenerek karakuşlara

“tayyar ül esved”lere

ve ateş bulutları kusan

gümüşsü “tayyare”lere.

Savaşa gidiyorsun

bir imge birkaç gün önceden

arkandan ağlayan bir kadın yoldaşı

seçiyorsun kalabalığın arasından

yüzü can çekişmekte olan biri

dört kişisiniz, kente gidip

savaşa topraklarına geçeceksiniz.

Kentte son gündüzünüz

paranız bile yok cebinizde

bir günün öğleni, bir günlük lezzetli yemekler

rahat, yumuşacık arı giysiler

en sıkısından, tatlısert içimli bir tabaka Bitlis tütünü

dolaşmak bu kentin anayollarında aylak aylak

bilmediğin bir kadının yüzüne son kez üzüntüyle bakmak

içini gösteren bir aynaya bakar gibi

öylesine boş boş bakmak

iç çekmek kahrederek

savaşa gidiyorsun

olanaksız sıradan şeyler içinden geçerek

insanlar can derdindeyken Dımışk’ta.

Savaşa gidiyorsun

sınırsız can istemeleri içinde

gün akşama dönüyor

Batıya güneşle birlikte yürüyeceksiniz

silahın, sırtçantan ile sen

dingin ve yapayalnız kalmışsınız.

İki çocuk, saçları kapkara ve kıvırcık

dayanmışlar bir duvara

silahları ayak uçlarına uzalı

başları dizlerine dayalı

patlama seslerinin altında

Beyrut’ta yıkıntı bir evin duldasında

ölüm ekilen bir tarla bu kent

ağlıyor çocuklar

ortalıkta kocaman bir anlamsızlık

hıçkırıklar, yerde yatan tüfekler 

kollarıyla sarıldıkları dizlerinde

sarsılan başları

savaşın çocukları

neden ağladıklarını bilemeden.

Gizlenmişsiniz kayaların arasında bir yere

bayram yeri değil gökyüzü

uzaktaki kentin üstünde kara bulutlar

uçaklar, iz bırakan uçaksavar mermileri, uçak kovalayan Sam füzeleri

çabuk, çevik, hızlı bir kargaşa

pike,yük  boşalt, yiğnileş ve hemen yüksel

korktun mu insan yok eden teknolojinin

insan yiyiciliğinden

yiğitlik değil, erdem hiç değil öfkeyle koşmak ölüme

sonra bir kaya kovuğundan gökteki kapışmayı izlemek

zorunda kalış

sıfatsız, duygusuz, ölü dinginliğinde, katılaşmış

tanımsız bir beden

eğer

unuttuysan niyesini

bir yönetme yolu olan

bir boyun eğdirme, bir yıldırma yolu olan

savaşların

örgütleyicilerinin siyasetini

hiççilik iççekmelerini

savaşa katılmışsın boşu boşuna.

Şubat 1985

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.