54 Teknoloji Toplumu – Tam Entegrasyon – Jacques Ellul

0
86

Yakın zamana dek teknik dünyasıyla ilişkisinde insanı bölünmüş olarak düşünmeye zorlanırdık. İnsanın bir kısmı hepten bir canavara teslim edilir, dışsal ve içsel kurallara tabi kılınırdı. Ancak diğer kısmını (iç dünyası, aile hayatı, ruhi hayatı) insan kendisi için saklayabilirdi. Bu bölünmeden sıkıntı duyuyordu, ama yine de çok önemli bir özgürlüğü de koruyordu. (Çok fazlasına sahip olmakta ısrar ettiğinde de, orantılı bir sosyal adaptasyon yokluğunun sıkıntısını çektiği söyleniyordu). İnsan kişiliğinin pek çok başka boyutu, teknik topluma açılmıştır. Bugün de hemen hemen tüm insan ırkı bu tedrici kişilik kırılmasını yaşıyor. Geçmişle olan duygusal ve entelektüel bağlarıyla ortalama insan, ciddi şekilde muzdariptir. Kendi iç hayatını tamamen reddederek kendilerini memnuniyetle ve pişmanlık duymadan tümüyle teknikleşmiş bir varoluş biçimine atan insan sayısı azdır. Böyle insanlar varolabilir ama muhtemelen “neşeli robot” henüz doğmamıştır.

Beşeri bilimler teknik araçların uygulanması olduğundan, bu, insan kişiliğinin hâlâ serbest olan ve onları teknik düzene zorlayan (“entegre eden”) unsurlarını biraraya toplamayı gerektirir

Bu gerilimin, bu ikiye bölünmenin giderek katlanması zor ve psikologlara, sosyologlara ve öğretmenlere, yani genel olarak psiko-teknisyenlere etkilerinde bile gün geçtikçe zararlı olmakta olduğunu defalarca belirttim. İnsanın kaybolan bütünlüğünü geri getirmek, teknik gelişmelerin ayırdıklarını bir araya toplamak istiyorlar. Ancak onlara, bunu başarmanın tek yolu malum oluyor, o da teknik araçları kullanmaktır. Beşeri bilimler teknik araçların uygulanması olduğundan, bu, insan kişiliğinin hâlâ serbest olan ve onları teknik düzene zorlayan (“entegre eden”) unsurlarını biraraya toplamayı gerektirir. Hâlâ özel hayat olarak kalan ne varsa, kişisel kanaatten kaynaklandıkları için kendileri de yatıştırılamaz olan görünmez tekniklerle hizaya getirilmelidir. Yeniden entegrasyon, kişinin açık eylemlerinin yansıra gizli manevi eylemlerini de içerir. Eğlenceler, dostluk, sanat. Hepsi yeni entegrasyona zorlanmalıdır. Bu yeni entegrasyon sayesinde artık hiç sosyal uyumsuzluklar veya nevrozlar olmayacaktır. İnsan, bir ütünün buharı altındaki pantolon gibi, pürüzsüzleştirilecektir.

İnsan kişiliğini yeniden toplamanın bir başka yolu yoktur. İnsanoğlu tamamen, her şeye gücü yeten bir tekniğe tabi kılınmalıdır. Tüm eylem ve düşünceleri de insani tekniklerin nesnesi olmalıdır. İnsanın kaybolan bütünlüğünün teknik restorasyonuyla çok ilgilenen kişiler (kuşkusuz “iyi niyetli” insanlardır), işlerin bu şekilde gelişmesini kesinlikle istememişlerdir. Onların hatası, daha ziyade, hakiki alternatifleri görememiş olmakta yatıyor. Vicdan sahibi psikolog, insanın acı çekmesine sempatiyle bakabilmesine rağmen, soruna alternatif çözümleri dikkate almaz bile. Ona göre teknik, teknik bir çözümü dikte eder. Bu çözüm de gerçekten insana bütünlüğünü geri kazandırır, ama ancak insanın başlangıçta kendisinin topyekün parçalanmasını ortaya çıkaran sürece tam entegrasyonu sayesinde. Psikolog bu parçalanmayı -ve de medeniyetin nevrozlarını- emici sürecin tamamlanmamış olmasının belirtisi olarak görür. Öyleyse, bütünlüğü yeniden başarmak, süreci tamamlamak demektir.

Gelişmenin bedeli açıktır ki kurtuluş aracına daha bir şiddetle bağlanmaktır. İşçi, mahvedici acı için ağrı kesici ilaç verilen hastanın durumundadır. İlaç onda bağımlılık yapar; bu bağımlılık hasta “iyileştirildikten” sonra da devam eder

Teknik Anestezi. İnsanı makineden kurtarmak üzere tasarlanmış bir tekniğin uygulanmasının onu makineye daha acı bir şekilde bağlı kılması tuhaf görünüyor. Fakat teknik zihniyeti düşününce paradoks kolayca çözülüyor. Makineye ve onun kaprislerine maruz bir işçiyi düşünün. Makinenin temposunu izlemeli, onun atık ürünlerini solumalıdır. Aynı zamanda yorgunluk ve can sıkıntısıyla da mücadele etmelidir. Kısacası, iki kişinin işini yapmalıdır. Verimlilik uzmanı gelerek, her şeyi mekanik reflekslere dönüştürmek suretiyle eylemleri otomatikleştirmek ve enerji tasarruf etmek amacıyla prosedürler koyar. Ancak psikolog bunlara tümden karşı çıkar. Verimlilik uzmanının tasarladığı işçinin makineye tam teslimiyetini desteklenemez bulur, onu kurtarmayı önerir. Bu övgüye değer hedefe varmak için psikolog da kendi insan psikolojisi yasalarıyla -sözgelimi işçi yorgunluğuna ilişkin yasalar gibi- bir insani davranış bilimi geliştirir. Sadece işçinin fabrikadaki eylemlerinin değil tüm hayatının bir programını çıkarır. İnsanoğlu kendini daha da geniş bir teknik çerçeveyle kaplı bir sonda bulur. Kuşkusuz bu çerçeve hayatı kolaylaştırır, asgari bir çabayla yaşamasını sağlar, ama ancak kurallarına harfiyen uyması koşuluyla. Örnek basittir, ancak hayatın her insani faaliyet alanında, psiko-teknisyenin insanı “kurtarmakla” görevli saydığı her yerde bulunabilir. Gelişmenin bedeli açıktır ki kurtuluş aracına daha bir şiddetle bağlanmaktır. İşçi, mahvedici acı için ağrı kesici ilaç verilen hastanın durumundadır. İlaç onda bağımlılık yapar; bu bağımlılık hasta “iyileştirildikten” sonra da devam eder. Aynı şekilde, bir totaliter propaganda yaylım ateşine tabi tutulan bir ulus da, ateş kesildikten sonra da kolay kolay ve doğal bir şekilde kendine gelemez; çünkü ruhsal travma çok derindir. Böyle aşılanmış “fikirlerden” insanları kurtarmanın yegane yolu, en azından birincisi kadar yoğun bir başka propaganda kampanyasıdır. Ancak yeni propaganda da özgürlüklerinin bir kısmını daha öldürmekten başka bir şey yapmaz.

Kafasına estiği gibi hareket eden, keyfî tutuklamalar yapan baskıcı, acımasız bir polis gücünü düşünün. Hiçbir vatandaşın huzuru yoktur. Bununla birlikte, bu hastalık için şu ana kadar tasarlanmış tek çözüm, hipermodern dosya sisteminin kurulması olmuştur. Her vatandaşın tüm hayatı, coğrafi olarak, biyolojik ve ekonomik olarak kayda geçirilir. Polis her an ne yapacağını tam olarak bilir. Bu polis sisteminin artık kamuoyu bilinci için kaba, açıkça baskıcı ve her şeye muktedir olmasına gerek yoktur. Ancak hayatın tümüne öylesine işler ki, ortalama insan anlayamaz. Ne kazanılmıştır? Kabul edildiği üzere, insanın artık işte endişeli olmasına, sürekli kuşku altında yaşamasına yahut “işkenceye” tabi tutulmaktan korkmasına gerek yoktur. Totaliter devletlerin polis yöntemlerinin şimdiye kadar ayrılmaz bir parçası olmuş olan korku salma, artık geçmişte kalmıştır ya da yakında kalacaktır. Cerrado Alvaro’nun mükemmel ifadesiyle “şehir üzerine korku salmak”, sadece bir geçiş aşamasıdır. Bu aşamada polis görünmez olabilir, ama geri planda gizlidir. Büyük, gizemli binaların büyük ses geçirmez büyük bodrumlarındaki gizli infazları duyarsınız. Polis tekniğinin daha gelişmiş bir aşamasında bu dağınık korku salma bile daha dağınıklaşır. Polis, sadece “iyi yurttaşları” korumak için vardır. Artık baskınlar yapmazlar, baskınlarla ilgili esrarlı bir şey de yoktur. Bu nedenle de baskıcı oldukları düşünülmez. Polisin çalışması “bilimselleşmiştir”. Dolapları her yurttaşın dosyasıyla doludur. Polis, “aranan” herkesi her an yakalayabilecek durumdadır. Bu durum, yakalama gereğini büyük ölçüde ortadan kaldırır. Hiç kimse polisten kaçamaz, kaybolamaz. Fakat bu durumu da hiç kimse istemez ki. Elektronik bir dosya özellikle korkunç değildir.

Teknik toplum, “insan-makine” kompleksine geliştirmeli ya da topyekün çöküş riskini almalıdır. Bir başka çıkış yolu var mıdır? Olduğundan eminim. Ne yazık ki, ne bilim adamlarının ne de teknisyenlerin bir başka çözümün bir parçasını istemediklerini de kaydetmek zorundayım.

Burada “insanileştirme” tekniklerinin özü sözkonusu. Yani, öteki tekniklerin yarattığı dezavantajları belirsizleştirmek. Teknisyenin görevi, makine teknikleri ile insani teknikleri, mükemmel bir şekilde işleyen makineyle yüzyüze olan kişinin bile insani girişime veya kaçış isteğine artık sahip olmayacağı bir mükemmeliyet derecesinde geliştirmektir. Basit bir makinede yapışkan bir dişli veya fazla ısınmış bir kol, makinenin varlığını canı sıkılmış kullanıcısının dikkatini gerektirir. Makinenin varlığı hissedilmeyecek şekilde çalışması için bir yağlama sistemine ihtiyaç vardır. Makineyi unutabilmek, teknik mükemmeliyetin idealidir. “İnsan-makine” kompleksinde sürtüşme, insanoğluyla organizasyon arasındaki çarpışmadan doğar. Bu sürtüşme bir dizi biçim alabilir. Birtakım açık mekanik başarısızlıklar, bireysel girişimi rahatsız edebilir. Kişi, makineyi, otomatizm kurallarında öngörülmeyen bir tarzda çalıştırmakta ısrar edebilir. O halde mesele iki boyutludur. Bir yanda mekanik teknikleri mükemmelleştirmek; diğer yandan da, sürtüşmenin insani kaynaklarının önüne geçmek için belirli insani teknikleri geliştirip dayatmak. Latifin belirttiği gibi, herhangi bir dışsal müdahale olmaksızın işleyen kendinden kılavuzlu teknikler mümkündür. Özerk, hafızası olan ve gelecekteki olayları tahmin eden makineler tarafından ortaya koyulmuştur. Havadan daha ağır makinelerin mümkünlüğünü apriori olarak reddeden türden şüpheciler, bununla, hayalden başka birşey değil diye alay edeceklerdir. Bu makinelerin henüz mükemmelleştirilmedikleri doğrudur, fakat bu yöndeki bir yakınlaşma bile bizim argümanınız için yeterlidir.

Teknik toplum, “insan-makine” kompleksine geliştirmeli ya da topyekün çöküş riskini almalıdır. Bir başka çıkış yolu var mıdır? Olduğundan eminim. Ne yazık ki, ne bilim adamlarının ne de teknisyenlerin bir başka çözümün bir parçasını istemediklerini de kaydetmek zorundayım. Ben de soyutlamalarla değil gerçeklerle çalıştığımdan, teknik zorlukların teknik çözümler gerektirdiği şeklindeki kaçınılmaz gerçeği kabul ediyorum. İnsanla tekniğin karşılaşmasının kışkırttığı tüm zorluklar teknik niteliktedir; bu nedenle de hiç kimse teknik dışı çözümler uygulamayı aklından geçirmez. İnsanlar bunlara güvenmez. A. Sargent, ortak görüşü çok iyi ifade ediyor:

Deneysel bilimin (tekniğin) insanlara temel zorluklarını çözebilme imkanını kuşkusuz verdiği bir dönemde insanlık hâlâ metafizik ve dogmatik bir zihniyetin temsilcisidir. Biyolojinin bizim kurtuluşumuz olabileceği bir konumdayken hâlâ yarıya kadar skolastisizmin içindeyiz… Dogmatizmimiz yaramazlıklarını göstermiştir… Bu nedenle, metafiziğe dayalı sistemlerin cazibelerine direnmek ve anlayabileceğimiz bizi ilgilendiren bir realiteye uyanmak kaçınılmazdır… Hayat bilimleri, belli bilgi ve eylem araçlarını biraraya getirir. İlhamlarını soyut kavramlardan alan tüm doktrinler, insan dünyasını organize etmedeki temel yetersizliklerini şimdiden gösterdiler. Biyokrasi, yani hayatın temel yasaları uyarınca organizasyon, arkaik kültürlerden kalma çeşitli metafizik anlayış ve sistemlerin hâlâ insan hayatını yozlaştırdığı bir dönemde tek kurtuluş yolumuzu temsil ediyor.

Tavsiye Edilen Yazılar

Sargent’in tavrı açık. Durumumuzda feci olan, felsefelerin, siyasal doktrinlerin ve dinin hayatta kalmasıdır. (Yeri gelmişken, bunlara kuvvetle inanamıyorum). Tekniğe gelince, yalan felaketler konusunda tamamen masumdurlar. Abartılara rağmen, metin açıktır: İnsani tekniklerin geliştirilmesinin dışında bir başka çözüm, bir başka umut mümkün değildir. Başka her çözüm, ya etkisizdir ya da zararlıdır. Sargent’in tavrı, teknisyenlerin çoğunluğunun tavrının da göstergesidir. Bizi bekleyen geleceğin ne olduğunu incelemiş bulunuyoruz.

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.