1. İSLAM COĞRAFYASINDA DEVRİMCİ OLUŞUMLAR: İSLAM, TARİH, “HETORODOKSİ” VE ANARŞİZM

0
111

Giriş

Bu yazı serisinde ele alınacak olan düşünce ve hareketler:

Haricilerin Necidiye kolu, Mutezilenin basra kolu olarak ifade edilen ve P. Cron’un Sufi Anarşist Mutezile olarak ifade ettiği Sufi Mutezile, Melamiler, Kalenderiler, Fütüvvet ve Ahi Birlikleri.

Tabiki benim neden bu hareket ve grupları özellikle ele aldığımı ifade etmem gerek. Bu hareket ve düşüncelerde modern ve çağdaş düşünce akımı ve toplumsal hareketi olan Anarşizmin izleri var.

Bir çeşit retrospektif olarak ifade etmek daha doğrudur.

Hariciler ve Sufi Mutezile akli temelli Kur’an ve dünya algısına sahipken Melami, Kalenderi ve Ahi Birlikleri daha çok erdem ve ahlak üzre yoğrulmuş görünür. Fakat temelinde İslam (din) ve özellikle Kur’an olan düşünceler ve hareketler söz konusu olduğunda bu iki ayrı gibi görülen fenomenin yani akıl ve ahlakın birbirinden ayrılarak tanımlar yapılabilmesi oldukça zordur.

Fütüvvet, Ahi birlikleri, Kalenderiler ve Melamiler adeta hem prensip olarak hem de yaşam tarzı olarak çeşitli dönemler iç içe geçmiş gibidir.

Ama bu düşünce ve hareketlerin birbirini takip eden bir silsilesi de var.

Bu bir ortak noktaya tekabül ediyor: Muhalif olmaları, merkez-kaç hareketler olmaları…

Burada yürütülen tartışmalarda ele alınacak İmametin ya da Halifeliğin reddedilmesi üzerine yürüyen tartışma dini kurumsallaşmayı reddetmesinden dolayı önemlidir.

İslam dini temsili Hristiyanlık ve Yahudiliğin aksine reddetmesine rağmen Fütüvvet ve Ahilik kısımlarında Pir, Şeyh, Ahi Şeyhi gibi kurumsal konumlanmalar burada tartışma konusu yapılmamıştır ama ayırıca tartışma konusu yapılmalıdır.

Bu seri esas olarak benim “Osmanlı’da Karşılıklılık ve Dayanışma Örgütlenmeleri” adlı iki ciltlik çalışmamın (Haricilik ve Mutezile kısmının bir kısmı hariç) özeti olarak da değerlendirilebilir.

İyi Okumalar

İSLAM, TARİH, “HETORODOKSİ” VE ANARŞİZM

Tarih nedir, nasıl yapılar, neden yapılar gibi çok soru ortaya atılmıştır. Buna herkes farklı yanıt vermekle beraber ben kendi açımdan tarihe ve kavramlara nasıl baktığımı da ifade ederek başlayacağım.

İki yazardan alıntı ile başlayacağım:

Paul Veyne (Tarih Nasıl Yazılır) adlı eserine referanslar vererek tarihin ne olduğuna temas eder.

Paul Veyne “Tarih”in gerçeğe uygun anlatıdan başka bir şey olmadığı, yaşamsal değil ama kitabi olduğu ve benimsenmiş yazınsal biçimler aracılığıyla, merakın amaçlarına hizmet eden zihinsel bir etkinlik” olduğunu söyler.

Bundan hareket ederek Ricouer’ün şu ifadelerini eklersek…

“Tarih ne rastlantılarla ne iktisadi nedenlerle ne de anlayışlarla, tasarılarla ya da fikirlerle bütünüyle açıklanabilir; bu üç özelliği düzenleyecek kural da yoktur. Bu da tarihin yöntemi yoktur demenin bir başka yoludur.”

Başka bir bakış açısı elde etme imkanı elde ederiz.

Yani tarih için bir yöntem önermek mümkün değildir.

Yine Tarih okuma ve yazımlarına dair Ricoeur, Veyne’e gönderme yapar ve geriye dönük ekleme’den bahseder.  Ona göre Geriye dönük ekleme hemen hemen tüm tarih yazımlarında karşılaşabileceğimiz durumdur.

Ricoeur bunu şöyle açıklar: “Tarihçinin anlatısındaki bir boşluğu bir başka dizilişteki benzer ama eksiksiz zincirlenişi örnek alarak doldurmak amacıyla başvurduğu tümevarımsal bir işlemdir.” Yani yazarın öznelliği ve algılama biçimleri işin içerisinde girer.

Dolayısıyla bir tarih okuması yapıldığında bu boşlukları bu konuşmada antropoloji ve anarşizme dair okumalarımla doldurduğumu ifade etmek isterim.

ANTROPOLOJİ ve ANARŞİZM

Anarşizm kaba tabiri ile ahlaki bir ifade olan özgürlük kavramını önyargısı olarak alan bir düşünce… Toplumsal ve siyasal hareketlere de vesile olan bir düşüncedir. Tarihsel bir düşünce olması yanında düşünce olarak tarihselliğin ötesinde izlere sahiptir.

Bundan hareketle alanı antropolojiden felsefeye geniş bir alana sirayet eder.

İşte bu durum bizi başa bir sorunun yanıtlanması zorunluluğu ile karşı karşıya bırakır.

Bu problem tarihselliğinin ötesi dönemlerdeki hareket, oluşum ve düşüncelere anarşist tanımını kullanmanın anakronizm olup-olmadığıdır.

ANAKRONİZM

Anakronizm, herhangi bir olayın ya da varlığın içinde bulunduğu zaman dilimi (dönem) ile kronolojik açıdan uyumsuz olması anlamına geliyor.

Anakronizm bir tarihi olayın veya olgunun ortaya çıktığı dönemi hakkında yanılma, dönemleri ve çağları birbirine karıştırma anlamına da gelir. Mesela Malazgirt Savaşında ateşli silahların kullanıldığını düşünmek, Şeyh Bedreddin’e komünist demek, Osmanlı’nın kuruluşunun “milli bir ruh” ile Türk geleceğini inşa etmeyi savunmak, Ahilerin Türk (millet) olduğunu iddia etmek anakronizm örneğidir.

En fazla düşülen hatalardan biri, geçmişi o dönemde var olmayan bugünkü değer yargılarıyla, modern zamanlara ait yaklaşımlar ve kavramlarla değerlendirmek ve açıklamaktır. Buna olgusal anakronizm deniyor.

Bazı durumlarda anakronizm tarih yazımının doğasından kaynaklanan, kaçınılması oldukça güç bir sorun şeklinde ortaya çıkabilir. Çünkü tarih yazımında bugün ile geçmiş arasında kaçınılamaz bir ilişki vardır. Tarih geçmişin bilgisidir ama bugünden itibaren oluşturulur. Dolayısıyla tarihçi kaçınılmaz bir biçimde retrospektif yani bugünden geçmişe doğru giden bir bakışa sahiptir. Tarihçi tarihi bugün yazdığı için, tarihsel olgulara bakışı ister istemez bugünün şartlarından etkilenir. Dünün olaylarını bugünün penceresinden görür ve anlatır. Bu durumda, tarihçinin olayların algılanması ve yorumlanmasında kendini içinde bulunduğu zamanın anlam dünyasından tamamen soyutlaması imkânsız bir durumdur.

Anakronizm bu durumda karşımıza çıkan bir sorun olarak duruyor.

Anarşizm kavramının kavramın düşünce ve sosyal bir hareket olarak ortaya çıkmasından önceki döneme ilişkin kullanılmasını David Greaber şöyle meşrulaştırıyor:

“Anarşizmin temel prensipleri – öz-örgütlenme, gönüllü birliktelik, karşılıklı yardımlaşma– insanlık tarihi kadar eski farz edilen insan davranışlarının biçimlerine işaret eder. Anarşizm ise Graeber’in kelimeleriyle ‘daha bir ahlaki proje’dir ve ondokuzuncu yüzyılda değişen şey sadece onun bir izme gereklilik duymasıdır.”

Yani bir tarihsel anarşizm var ki bu 19. Yüzyılda başlıyor ve bir diğer anarşizm ise MÖ 300’den ve hatta daha öncelerden başlıyor. Kimilerine göre insanlıkla beraber başlıyor. Bu ise kendi içinde özcü bir anarşizm tasavvuruyla beraber başka kollara ayrılabilir.

Mesela Robert Graham Anarşizmin Belgesel Tarihi’nde ya da anarşizmin etkili ve gerçek tarihini ve kökenini Taoizm’e götürür.

Peter Marshall ise İmkânsızı İstemek adlı kitabında MÖ. altıncı yüzyıla kadar götürür.

Bu minvalde yazı boyunca Proudhon öncesi dönemde anarşist ya da anarşizm gibi kavramlarla karşılaşırsak bunları tarihsel anarşizm yani izm’e ihtiyaç duymayan anarşizmden bahsedildiği düşünülsün isterim.

Aşiret örgütlenmeleri: Selçuklu ve Osmanlı ortaçağında bakıldığında dikkat edilmesi gereken en önemli şey toplumsal yapının en etkin toplumsal örgütlenmelerinin aşiret ya da başka bir tabirle kabile örgütlenmeleri olduğudur. Bunu göz önünde bulundurmadan bir tarih okuması büyük oranda yanlış yapabilir. Dolayısıyla tarihsel bir sosyal antropolojik yaklaşım tarihin yeniden okunmasında önemli bir ayak olarak değerlendirilmelidir.

ANARŞİZM HAKKINDA

Bu bir arayışın hikayesi: Bu Toprakların Tarihi ve Anarşizm

N. Topçu, “İsyan Ahlakı” adlı eserinde Ahiliği Anarşist bir teşkilat olarak anar.

Osmanlı ekonomik ve sosyal yapısının önemli bir parçası olan bu toplulukların zanaat, ticaret ve toplum inşasındaki rollerine ve onların Anarşist olduklarına vurgu yapar.

Açıkça olmasa da o Ahileri, anarşistlerin de savunduğu değerler olan cemaat, karşılıklı yardımlaşma ve etik davranışa vurgu yaptıkları için takdir etti. Ayrıca, yerleşik güç yapılarına meydan okuma ve baskıcı sistemlere karşı direniş biçimleri olarak yorumlanabilecek ekonomik öz yeterliliği teşvik etmedeki rollerini de kabul eder ki bunlar da anarşistlerin prensiplerindendir.

C. Meriç, Kırk Ambar adlı kitabında Anarşizmin batılı düşünceler arasında İslama en yakın düşünce olduğuna işaret eder.

“Proudhon’un temsil ettiği anarşizm, Batı’nın bütün doktrin­leri içinde İslâmiyet’e en yakın olan felsefedir.”

P. Crone, H. Yücesoy, Sufi Mutezili anarşistler kavramlarına sahip çıkarak bir tartışma yürütürler.

İmamet ve halifelik üzerinde yürüyen bir tartışmadır.

Otoritenin doğası ve toplumda bireyin rolü tartışmasıdır bu.

Crone’un onları anarşist olarak nitelendirmesi, otoritenin doğası ve toplumdaki bireyin rolü hakkındaki radikal fikirlerine dayanmaktadır. Geleneksel otorite veya dini dogma yerine akıl ve bireysel vicdana dayalı bir toplum savundular. Crone, bu bakış açısının hiyerarşik güç yapılarının reddedilmesi ve bireysel özerkliğe vurgu yapılması gibi belirli anarşist ilkelerle uyumlu olduğunu savunur.

Yücesoy ise Corne’a Batı-Merkezci bakış açısı dolayısıyla kayıt kor ama Anarşist-Sufi tanımına itirazı yoktur.

Bunlar, içlerinde el-Esem (ö. 8 1 6 ya da 8 1 7), el-Nezzam (ö. 835-845arası), Hişam el-Fuvati (ö. 840’lar), öğrencisi Abbad b. Süleyman (ö. 870’ler) ve Sufi Mutezile mensuplarının da bulunduğu bir grup dokuzuncu yüzyıl Mutezile düşünürü imamlığın yasal olarak zorunlu olduğu görüşünü reddediyorlardı.

Hariciler içinde ortaya çıkan Necdiye Anarşit bir oluşum. Anarşizm ve Din adlı derleme kitapta Ümit Aktaş Necdiye’ye değinir. Kanımca da Necdiler gerçekten de Anarşisttiler.

A.Yaşar Ocak, Kalenderiler adlı kitabında onları Anarşist olarak tanımlar.

A. Karamustafa, “Tanrının Kuraltanımaz Kulları” adlı kitabının İngilizce kopyasında Marijinal Sufileri yani kalenderileri Anarşist olarak tanımlar.

Ele alınacak hareket ve düşünce akımları Necdiye, Sufi Mutezile, Melamiler, Kalenderiler, Fütuvvet ve Ahilik ile sınırlı olacak.

Bundan önce İslam ve Anarşizm arasındaki benzerliğe ortak noktalara vurgu yapmak gerekir.

Alişan Şahin

Views: 52

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz