5. İSLAM COĞRAFYASINDA DEVRİMCİ OLUŞUMLAR: MELAMİLER[*]

0
120

Melametilerin önde gelenleri: 9. yüzyılda Hamdün el-Kassar, Ebü Hafs el-Haddad ve Ebü Osman el-Hiri gibi şahsiyetler…

9. Yüzyılda Nişabur’da kurulduğu iddia edilse de melametiliğin bir hal olarak çok daha önceleri var olduğu konusunda, bu konuda çalışma yapan tüm tarihçiler sabittir. Mutezile özellikle akılcı olması ile tanımlanırken Melamilik özellikle erdemle ve irfanla tanımlanmakta…

Melameti düşüncenin ilk temsilcisi olan Hamdün Kassar’ın (ö. 884) Nişabur’da fütüvvet ehli olan ve Nişabur fetalarının en ileri geleni olarak bilinen Nuh- el-Ayyar ile ilişkisi var. Fütüvvet ile Melamilik ve Melamiler arasında sıkı bir ilişki var.

Kur’ân’da, “Onlar Allah uğrunda savaşırlar ve kınayanların kınamasına aldırış etmezler.” (Kur’ân, Mâide: 54. Ayet) denmektedir. İşte bu ayet hem Kalenderiler ve hem de Melamiler için hallerini ifade etmek ve meşruiyet sağladıklarına dair en önemli ayettir.

7. yüzyılda tasavvufun yaygınlaşmasıyla başlayan tarikatlaşma ile paralel bir süreçte ortaya çıkmış Melamilik. Aslen bu tarikatlaşmaya tepki olarak ortaya çıktığı da iddia edilir. Muhtemelen de doğrudur.

Denilir ki Tarikatlar ve sofiler vakıflar vs. yoluyla zenginleşerek hedeften sapmışlar ve Melamilik bir tarikat ve Sofi eleştirisi üzere ortaya çıkmış.

Melamiler hallerini, fakirliklerini ve kim olduklarını belli etmez ve kimseye bildirmezler. Bu prensip Kalenderilerle aralarındaki en büyük ayrım noktası olarak da durmaktadır. Çünkü Kalenderiler gezginci olmaları ve görünür olmalarından hareketle fakir ve mal-mülk sahibi olmadıklarını -dünya malında gözleri olmadığını- göz önüne sererler.

Tasavvuf ortaya çıkıp, yaygınlaşma sürecine girdiğinde tasavvuf erbabı dünyevi simgeler ve işaretlerden uzak olduğunu gösteren bir giyim, kuşam ve edep içerisinde olduğunu anlatan basit şeyler; hırka, aba, post gibi şeyler giymişler. Bir süre sonra bu giyim ve kuşam bir üstünlük nosyonu ve manevi üniforma gibi olmaya başlamış ve melamet fikri sufiliğe bir tepki olarak ortaya çıkıp, günlük kıyafet ne ise, kendini göstermeden halkın içine karışmayı ve kendini göstermemeyi kendine düstur edinmiştir. Bu harekete vesile olan halkın içinde kıyafetlerle bir kibir timsali olarak dolaşmakta ve kendini göstermekte ve itibar devşirmekte olan sufiler olsa gerektir. Bu şekilde nefsin tüm hevalarından kendilerini uzak tutmak istemekteler.

Bunun devamı olarak kendi yaptığı iyiliklerle övünmek de Melamilikte zul addedilmiş ve kendi kötü hareket ve zaaflarını açık etmeyi ve halk tarafından kınansalar bile bundan alınmamışlar ve sadece Allah’a hesap vermekliklerinden dolayı memnuniyet duymuşlar.

Melami kötü görünmeyi ve kötülenmeyi kendini anlatmak için tercih eder. Bunu özellikle yapmaz. Nefsini doğrultmaktan ve yola getirmekten çok nefsini itham ve tahkir eder ve arzularına karşı durur. Kendi yeteneklerinin, bilgisinin, ibadetinin övgüsünü yapmaz.

Onlara göre “Ahlaki yetkinliğe ulaşmak ancak çevre tarafından hor görülmek ve aşağılanmakla mümkün olabilmektedir.”

Bir zaman sufiler, melametiliği fütüvvetin en yüksek derecesi ve melamiyi ise gerçek feta olarak bilirler ve tanımlarlarmış.

Melamilerin ısrarla iyi ve ahlaklı ya da dindar olduğunu gösterme ve görünme amacı yok ama Kalenderilerin toplumsal duruş ve edebe ters tavırları net bir şekilde onları görünür kılarken toplum dışına da itmekte ve toplumda reaksiyonların doğmasına neden olmaktadır. Bu reaksiyonlar garipsenme, kaale alınmama ve deli muamelesi görme şeklinde de zuhur ediyor. Kalenderilerin bu halleri elbette toplum tarafından kınanıyor. Bu durumda aleni olarak görünüp toplum tarafından kınanmanın en alasını yapmakla Kur’an’a göre hareket etmiş oluyorlar.

Dikkate taraf yan ise aleni olarak itibar devşiren sofiler gibi Kalenderiler aleni olmalarına rağmen kınanmalarıdır. Melamiler ise bunu dahi gösteriş olarak adlandırmış olabilir?

Melamiler bir kutb’un etrafında çok sıkı (sıkı-örgülü) bir formda örgütlendiğ söylenmiş olsa da ilk dönem Melamilerinin böyle bir örgütlenmeye gittikleri şüphelidir. Onlara göre kutb her şeydir ve mutlak itaat gerektirir (bu açıdan İsmaililere benzerler). Aslında bunları irfan hareketleri olarak değerlendirmek gerekir. Böyle bir örgütlenmeyi tarikatlaşma sonrası yapıp-yapmadıklarna dair bir emareye rastlamadım. Fakat gizli toplantılar örgütlemişler, kendi yargılamalarını kendileri yapmış ve kimi suçlu bulmuşlarsa ancak kendi içlerinde kendileri kendi yasalarına göre cezalandırmışlardır (Ahilerin hata yapan kardeşlerini kendilerinin cezalandırmaları gibi). Devletle öyle ya da böyle bir ilişkiye girmek için hiçbir arzuları olmamış, mensuplarını dürüstçe ve çalışarak para kazanmaya şevketmişler, boş konuşmayı kınamışlar. Kim dürüstçe “para” kazanıyorsa o Allaha inanıyordur diye kendilerini ifade etmişler ve Osmanlı kentlerinde her daim mevcut olmuşlar.

Melamilerin nefs tezkiyesinden hareketle şahsı sürekli kendini temize çekmeye yönlendiren görüşleri ve bunu en yetkin şahsiyetlerinin nezdinde hayata geçirmiş olmaları, hiçbir devletlü ilişki içinde olmamaları ve iktidarın sofrasına oturmayı zul addetmeleri onların anarşi düşüncesinin içinde telaki edilmesinin yolunu açar. Elbette Mutezilede olduğu gibi devletle ilişki içine girip sultanın sofrasına oturan ve ona hizmet eden ikinci dönem Melamilerinden Akşemsettin gibileri olsa da aynı zamanda ona karşı ve “kutb” çekişmesine karşı simgesel anlatılarla var olan Ömer Sekkini Dede (Bıçakçı Ömer Dede) gibileri de vardır. İsmail Maşuki gibi dostları ile padişahin gadrine uğrayıp kellesini verenler de vardır.

Nefs iktidar demektir. Bireyden kalkarak toplumsal alana sirayet eden ve iktidar etmeye varan her alan nefs kavramının yorumuyla açıklamaya tabi tutulabilir. Devlet ise bu minvalde şirkin alası olarak telakki edilmelidir.

Melametiliğin en önemli ilkeleri The Encyclopedia of Islam’da şöyle sıralanıyor: (T. Yazıcı)

  1. İbadetini göstermek şirktir.
  2. Halini göstermek irtidad (dinden çıkmak).
  3. Tüm vaziyetlerde kişinin kendi nefsinden şüphe duyması gereklidir (ve kişi nefsine karşı olmalıdır, bundan dolayı hallerinden memnuniyet duymamalıdır).
  4. Kişinin memnuniyet bulduğu her eyleyiş ve dini fiil değersiz olduğundan kişi yaptığı iyi şeylerden memnuniyet duyma haline karşı mücadele etmelidir.

Bunun için:

  1. Zor durumda (özel durumları) olanlar hariç ibadet ettiğini söyleme,
  2. Başkalarından farklı bir giysi giyinme ve/ya da kendini dünyada izole etme aksine herkes gibi giyin ve toplumun gereksindiği konfor içerisinde normal bir yaşam sür,
  3. İtibarlı bir meslektense çok itibarlı olmayan bir meslek seç,
  4. Yoksulluğunu ve yardıma muhtaç olduğunu gizle (eğer ortaya çıkarsa kişinin ihtiyaç içinde olduğu ortaya çıkar ve dikkat çeker).

Melami olmasalar da Melamiliğe öncülük eden veya Melami görüşlerine yakınlık gösteren bazı önemli şahsiyetler vardır. Bu kişiler, özellikle riyadan kaçınma, şöhretten uzak durma ve ilahi aşkı gizleme gibi Melamet prensiplerinin tohumlarını atmışlardır. Onların görüşleri, sonraki dönemlerde Melamiliğin bir tasavvuf ekolü olarak şekillenmesinde büyük rol oynamıştır.

Melamiliğe öncülük eden şahsiyetler vardır elbette.

Ebû Yezîd el-Bistâmî (ö. 874):

Melamiliğe yakın görüşlere sahiptir. Bistâmî, “sekir” (coşku) halinin önemli temsilcilerinden biri olsa da, sözlerinde ve tutumlarında Melamiliğe özgü bazı unsurlar barındırır. Özellikle nefsini kınama, kendi kusurlarını görme ve halkın beğenisinden uzak durma gibi yönelimleri dikkat çekicidir. “Halkın seni övmesi seni aldatmasın; sen kendi değerini bilirsin,” gibi sözleri, Melamiliğin temel düsturlarından olan halkın kınamasına veya övgüsüne aldırış etmeme ilkesiyle örtüşür. Onun “kendini yok etme” ve “fenafillah” (Allah’ta yok olma) anlayışı, benliğin ortadan kaldırılması yoluyla riyadan arınma fikrine zemin hazırlamıştır.

Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 910):

Cüneyd-i Bağdadi’de Melamiliğe yakın görüşlere sahiptir. Cüneyd-i Bağdâdî, tasavvufun “sahv” (ayıklık) ekolünün temsilcisi olarak bilinsede, Melamiliğe etkisi yadsınamaz. Özellikle hakikat ehlinin hallerini gizlemesi, gösterişten kaçınması ve şeriata sıkı sıkıya bağlı kalması konusundaki vurguları Melametle ortak paydadadır. Onun tasavvufu “halktan kopuş” olarak değil, “halk içinde Hak ile olma” olarak tanımlaması, Melamiliğin “halk içinde Hak ile olma” prensibine çok yakındır. Cüneyd, tasavvufun bir hal ilmi olduğunu ve bu hallerin herkes tarafından bilinmemesi gerektiğini savunmuştur.

İbn-i Arabî (ö. 1240):

Eserlerinde Melamiliği oldukça över. Vahdet-i Vücud (varlığın birliği) düşüncesinin en önemli temsilcilerinden olan İbn-i Arabî, doğrudan bir Melami olmamakla birlikte, bazı görüşleri Melamilik ile derin bağlar taşır. Özellikle “kınanmışlık” (melamet) makamına verdiği önem, onun Melami ruhunu yansıtır. İbn-i Arabî’ye göre Hak Teâlâ, kınananlarda, yani halkın hoşlanmadığı, hor gördüğü kişilerde tecelli eder. Bu durum, Melamiliğin halkın gözünde sıradan veya kınanmış görünme arayışıyla örtüşür. Ayrıca, onun “hakikatleri gizleme” ve “şeriat zahirine uyma” prensibi de Melamiliğin temel özelliklerindendir. Vahdet-i Vücud anlayışı, benlik ve ego gibi kavramları eriterek, Melamiliğin riyadan arınma hedefine farklı bir boyutta hizmet etmiştir.

Bu şahsiyetler, Melamiliğin temelini oluşturan riya ve şöhretten kaçınma, benliği gizleme ve halkın kınamasına veya övgüsüne aldırış etmeme gibi prensiplere kendi felsefeleri ve yaşam biçimleriyle katkıda bulunmuşlardır. Onlar, Melamiliğin ayrı bir ekol olarak ortaya çıkmasından önce, bu ruha sahip öncü simalar olmuşlardır.

Abdülbaki Gölpınarlı’ya göre Melamilik, tarihi süreç içerisinde üç ana döneme ayrılır. Bu dönemler ve öne çıkan Melami şahsiyetleri şunlardır:

1. İlk Dönem Melametiyye

Bu dönem, Nişabur Melametiyyesi olarak da bilinir ve İslam tasavvufunun ilk dönemlerinde ortaya çıkan, riya ve gösterişten kaçınmayı esas alan bir anlayıştır.

Öne Çıkan Şahsiyetler:

Hamdun Kassâr (ö. 884): Bu dönemin en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. Melamet prensiplerinin sistemleşmesinde ve yayılmasında etkili olmuştur.

2. İkinci Dönem Melametiyye (Bayramiyye-Melamiyye)

Bu dönem, Anadolu’da Hacı Bayram-ı Veli’nin kurduğu Bayramiyye tarikatı içerisinde ortaya çıkan ve daha sonra ondan ayrılarak bağımsız bir yol haline gelen Melamilik anlayışını ifade eder.

Öne Çıkan Şahsiyetler:

Hacı Bayram-ı Veli (ö. 1429): Doğrudan Melami olmasa da, onun öğretileri ve çevresi, Bayramiyye-Melamiyye kolunun oluşumunda temel teşkil etmiştir.

Bıçakçı Emir Dede (ö. 1475): Hacı Bayram-ı Veli’nin halifelerinden olup, ikinci dönem Melamiliğinin önemli temsilcilerindendir.

3. Üçüncü Dönem Melametiyye (Hamzaviyye-Melamiyye)

Bu dönem, 19. yüzyılda Balkanlar’da ve özellikle Osmanlı coğrafyasında etkili olan, Muhammed Nur’ül Arabi ile özdeşleşen Melamilik koludur. Bu dönem Melamiliği, daha önceki dönemlerden farklı yorumlar ve uygulamalar içermekle birlikte, Melamet’in temel prensiplerini sürdürmüştür.

Öne Çıkan Şahsiyetler:

Muhammed Nur’ül Arabi (ö. 1887): Üçüncü dönem Melamiliğinin kurucusu ve en önemli temsilcisidir. Onun öğretileri, son dönem Melamiliğinin şekillenmesinde belirleyici olmuştur.

Ahmed Amiş Efendi: Son dönem Melamilerinden olup, Gölpınarlı’nın da dikkatini çeken şahsiyetlerdendir.

Abdülbaki Gölpınarlı’nın “Melamilik ve Melamiler” adlı eseri, bu üç dönemi detaylı bir şekilde inceleyerek Melamilik tarihine ve şahsiyetlerine ışık tutar.

Alişan Şahin


[*] Aslen Melamiler ya da Melametiler hakkında tafsilatlı bilgiler Abdülbaki Gölpınarlı’nın Melamiler ve Ali Bolat’ın Bir Tasavvuf Okulu Melametilik adlı kitaplarından edinilebilir. Tahmin edilebileceği gibi ben bu akımların Anarşizm ile ve diğer anarşizan-devrimci oluşumlarla hem fikri hem de pratik olarak ilişkilendirilebilecek ve merkezden uzak taraflarına temas etmeye çalışmaktayım.

Views: 67

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz