“yamaçlara koyun bizi” ve “bir kentin sessizliği” – Ahmet Ateş (Şiir)

0
68

yamaçlara koyun bizi

Kuşların yüksekten uçanını sevdin

uzak gidenini, tez gidenini

sen nedensin

yüreğimin sızısına

yavaştan gelen yaz akşamlarında.

Bir ananın öfkeli çağrıları

birden kesilen oyun

yanar gözlerim kırlangıç çığlıklarıyla

arkamı dönüp giderken akşama

kayırdığım sen misin çocuk

evde

ürkek, çekingen, yorgun olan

bacaklarında oyun sızısı

gözlerin yumuluyken

bir kuyuya eğilip bakar gibi

bırak kendini çocuk

ay dolunay dalmalısın uykuya.

Gecedir, serin olacaktır

birden bire tan değer göğsüne

ellerin saklı.

Doyamadın fısıltılı sohbetlere

içemedin kanasıya kara kıl çadırlarda

bir tas ayranını göçebelerin

çekemedin gözlerini yumarak

doyasıya ıtırını kekiğini içine yaylaların

ellerin saklı, ellerin saklı da

nasıl gidersin ölüme?

Şimdi kim diyebilir yanlışa yanlış

kime ne üzüntümüz yasımız

bilir misiniz nasıl yürünür ölüme

daha tutmamışken bir kadının elini

daha duymamışken bir gülüşün özlemini

iç genişleten, insanı çoğaltan bir bakışın gizini

yaşamadan

ay aydınlık gece oy!

Acılarla erimeyen inadın ıssıyız

onunla tutuşturduk güz yaylalarını

huysuzsak, ürkek, diken üstünde

yasaklanmış marşlarımızı

ıslıkla çaldığımızdandır bir başına şimdi.

Ey bize kurtuluşsuz diyenler!

Ussuz, ışıksız, kör karanlıkdakiler

yitirmişler

üzüntülü ıslıklarımızın

ezgisinde biriktirdiklerimizi anlayın önce

daha ilk sözcüğünüzle

boyun eğmişliğinizle

umutsuz yalnızlığınızla

utancınızla

neden akarsınız geceden geceye!

Nisan 1985

bir kentin sessizliği

Pazarların sakin sabahlarında tanıdım

bu kenti

bir sokak, yel ipildese duyulur

ne bir ayak sesi, ne telaşı insanların

bahçe duvarlarından ötede her şey

sabahın yavaşlığı

sabah gazetelerine umarsız bakan yüzlerde

içeriden yeni çıkmış birinin yatak keyfinde.

Seni parmakların ele verir

sabahın bu sakinliği düşürür pusuya

dönek arkadaşların da ele verir seni

sonra sorgularda ünlenirsin.

Senin

doymadan sofralardan çekilmeni

uzun yürüyüşler sonu bitkinlik içindeyken

dinginliğini

karanlık gecelerde bir at gibi huysuzlanmanı

her an tetikte duruşunu sevdim.

Yine lodosladı hava

gül fidanlarının son demlerine vurdu yağmur

güvercin sesleri kesildi birden

inen akşamın kıyısında

senin yolculuktan yolculuğa

sorgudan sorguya

sessiz gidişini, kelepçeli bileklerini sevdim.

Gecelerin aysızında vuruldum kırlara

her şeyi örten, saklayan vadilere

karanlıkta güvende olunan dere kıyılarına

soğuktur gece, dayanılmaz bir ayazla gelen

iliklere işleyen bir soğuk

bir kuytuda bir ateş yakılır

yalım kanatları çarpar yüzlere

belki yalar ufkun gözlerini de

karanlık çok karanlıktan gelir bu ürkü

bu tetiktelik

yine de yalımlanan, dalgalanıp yükselen

bu ateş olur arkadaşın.

Birden bir çığlık düşer gecenin

can evine

nöbettir

yüreğin ürker, çocuklaşırsın

arkadaşları uyandırıp bir yamaca tırmanırsın

kıpırdayanları görüp fısıltıları, ayak seslerini

işitebileceğin bir yer bakınırsın.

Kenttesin şimdi

sabahları sokağa çıkıp

akşama dek dolaşırsın

geceleri hiçbir ev korumaz insanı

güven vermez insana

kapana kısılmış bir yaban hayvanı gibi

dolaşırsın geceler boyu

çoraplı ayaklarla

yoktur gecede seni dinginleştirecek bir şey

dağlara dönmek

bir kuytuda kaygısızca birkaç saat uyumak

istersin.

Sonra tan atar ışık görür pencereler

sessiz bir sabah çıkar ortaya

Ben senin uzun gecelere omuz çırpan

çocukluğunu da sevdim.

Temmuz 1985

Leave a reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.