Konuyu uzatmayacağım. Buna göre İslam ve Anarşizm arasındaki bağ ve yakınlık Anarşizmin üç ayağı üzerinde kurulabilir.
Birincisi Anarşizmin her türlü hiyerarşi ve otoriteye karşı olması anlamında İslam: La ile başlayan, Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed bir insandır. Bu dünyevi mekanda hiçbir otoriteye tabi olunmaması ve sadece bireyle Allah arasından bir ilişkiye inananı çağıran bir düstur.
Bu anlamda şirk kavramı ve putlara tapınmama ilkesi modern yaşamda bir çok şeye teşmil edilebilecek önemli anarşist duruşa işaret eder.
Otorite ve tahakküm: dolayısı ile tahakküme dair bir reddiye olarak okunabilir. Allah bir “manevi” otoritedir ve kişi ona tabi olup-olmamaya dair serbest bırakır.
İkincisi anarşizmin özel mülkiyete karşı olması açısından mülkiyet: İslam’daki infak prensibi ve geleneksel İslam’ın çeşitli formlarında mal ve mülk edinmenin ayıplanacak bir şekilde ele alınması ile mülkiyet konusunda da anarşist düşünce ile benzerlikleri aşikardır.
Ve üçüncüsü anarşizmin doğrudan demokrasi ve temsil açısından demokrasi kavramının ifadesi: anarşizm her hal ve durumda toplumsal alanda ilişkileri komün, öz yönetim vb. gibi tanımlarla doğrudan demokrasiye bağlamıştır. İslam’da ilk uygulamaları itibarı ile Şura kavramı doğrudan demokrasi, öz yönetime denk gelir.
Oldukça uzun süredir bu topraklarda hem bir sosyal hareket hem de düşünce hareketi olabilmenin en önemli kalkış noktasının kültürü ve yaşamın her alanını kapsayan kuran’ın ve geleneksel olanla-olmayanın anlaşılması gerektiği fikrinde oldum. Bu, Kur’an’ın ve Kur’an sonrasının okunması ve bu coğrafyada İslam’ın anlaşılabilirliği anlamına geliyor.
Bu bir kaygının ifadesidir de aynı zamanda. Nüfusun “% 90’ının” Müslüman olduğu bir yerde en azından entelektüel bir faaliyet olarak bunun kavranması gereken önemli bir ayak olduğunu düşündüm ve halen de aynı fikirdeyim.
Tüm bu fikirlerden hareketle belli çevrelerde özellikle çok ifade edilen Hetorodoksi kavramına da işaret etmek gerekiyor.
HETORODOKS ve ORTODOKS KARŞITLIĞINA DAİR
Bu söyleşinin başlığı olan kavramlardan biri heterodoks kavramı. Hederodoks kavramı ise netameli bir kavram. Neden? Heterodoks ve ortodoks birbirinin zıddını ifade eden biri ana akım diğeri ise ana akımdan sapan anlamına gelen kavram ikilisi… İslam söz konusu olduğunda özellikle Türkiye’de Hanefilik, Şiilik karşısında Tasavvufi hareketlerin bir kısmı olan bazı tarikatlar heterodoks kavramı altında ele alınmakta. Oysaki İslam mevzubahis olduğunda Ortodoks olduğu ifade edilen Hanefilik ve Şiiliğin Kur’an’dan farklı olduğunu fark ettiğimizde heterodoks olanın Hanefi ve Siiler olduğunu söyleyebiliriz. Ya da tersi… Gene aynı şekilde Bektaşi ve Alevilik kökenli akımlar ile Kur’an arasındaki büyük farklılıkları bunları Heterodoks olarak adlandırmamızı gerekli kılar ya da tersi… Bu kavramların tam olarak yerlerine oturtulması tarikat ve düşünce akımlarını anlamak için yeterli değil kanımca…
Bu kavramları kullanıldığı coğrafyadaki hareketlerin devletle ilişkileri bazında ele alırsak belki bir anlam ifade edebilir.
Bunun için merkez kaç ve merkez kavramları daha uygundur kanısındayım.
Anarşizm bağlamı itibarı ile ele alınırsa bu hareketlerin ifade ettiği durum başka şekillerde tezahür eder kanısındayım. Dolayısı ile bir olguya hangi nokta-i nazardan bakarsanız başka başka sonuçlara varmanız mümkündür. Bu başka başka sonuçlar hakikatin kendisi olmayabilir ama en azından kendinizce o hakikate bir nebze de olsa yaklaşmış olursunuz.
Aşiret örgütlenmeleri
Selçuklu ve Osmanlı ortaçağında bakıldığında dikkat edilmesi gereken en önemli şey toplumsal yapının en etkin toplumsal örgütlenmelerinin aşiret ya da başka bir tabirle kabile örgütlenmeleri olduğudur. Bunu göz önünde bulundurmadan bir tarih okuması büyük oranda yanlış yapar. Dolayısıyla tarihsel bir sosyal antroplojik yaklaşım tarihin yeniden okunmasında önemli bir ayak olarak değerlendirilmelidir.
Her ne kadar her kabile yapısını aynı şekilde telaki etmek doğru değilse de ve aşiretlerin ve kabilelerin çoğunda belirli bir hiyerarşi ve otorite var olsa da bu hiyerarşi ve yapı bir devletle kıyaslanmayacak naiflikte ve sistemli ve yok edici değildir. Nüfus oldukça kalabalık değil ve çoğunlukla göçebe ve yarı göçebe olarak hayatlarını sürdürmekteler. İnsan açısından elbette problemler var ve her türlü cemaat yapısında bu problemlere temas edilebilir. Ben anarşist antropolojinin ve sosyal antropolojinin bakış açısına baktığımda bu yapıların arkaik temalarının bugün dahi değişmemiş olmasından hareketle geriye dönük (retrospektif) yapılacak bir yansıtmada devletli toplumlara göre daha ehven-i şer bir yapı olabileceğinden hareket etmek gerektiğini düşünüyorum.
Bugün dahi bu aşiret ya da kabile yapılarına bakıldığında esasen bir devlet ve devletli yapı bulmak güçtür.
Bu ön metod bilgilendirmesinden sonra tarihsel hareket ve düşünce hareketlerine temas edebiliriz.
Alişan Şahin
Views: 48




