3. İSLAM COĞRAFYASINDA DEVRİMCİ OLUŞUMLAR: HARİCİLER – NECDİLER

0
65

Haricilerin Necdi kolunun Kurucuları arasında Necde b. Âmir el-Hanef, Ebû Füdeyk, Râşid et-Tavîl ve Atıyye b. Esved gibi isimler sayılabilir.

Yemen ve Orta Arabistan 6. Yüzyıl.

“Hariciler içinde en radikal doktrinel değişiklik Necdi­ye’den gelmiştir: Bu mezhep şeriatın ümmet için bir imama sahip olma zorunluluğu getirmediğini, yalnızca Allah’ın kitabıyla yaşanabileceğini iddia etmekteydi.”

P. Crone

Ümit Aktaş “Haricilerin liderlerinden Necdat bin Amir el-Hanefî’ye göre, ‘Eğer işlerini görüp adaletle hükmedebiliyorlarsa, insanların bir imama ihtiyaçları’” olmadığını  söyler.

“Haricilerin bu görüşleri çağdaş anarşist düşünürlerle neredeyse paralel bir anlam taşımaktadır. Zaten Haricilerin, “Hüküm ancak Allah’ındır,” parolası, zımni olarak beşeri otoritelere karşı bir tavır içermektedir. Allah’ın hâkimiyeti, diğer hâkimiyet biçimlerini geçersiz kılmaktadır. Böylece yersel otoritelerin tahakkümü mesnetsiz ve olanaksız hale gelmektedir. Allah’ın egemenliği ise bırakın insan özgürlüğünü kısıtlamayı, ontolojik anlamda bu özgürlüğün temeli ve güvencesidir.  Zaten o nedenle değil mi ki ilk halifeler kendilerini Allah’ın halifesi olarak değil, Resul’ün halifesi olarak kabul etmiştir.

Bu anlamda Allah’ın halifeliği kavramı da sorunlu ve yanlış bir yaklaşımdır.  Kur’an’a göre insan, bir halife olarak hazırlanmıştır (yaratılmıştır). Ama o, yeryüzündeki varlıkların (beşeriyetin) ardılıdır (halife) yoksa çokça söylendiği gibi Allah’ın değil ve tüm peygamberler gibi o da, beşeri bir toplumu uyarmak, vahye muhatap kılmak ve bir insan olma mücahedesi vermek amacıyla seçilmiş ve görevlendirilmiştir.”[1] Ü. Aktaş

Taklit Konusunda Necidiye Görüşü                   

Taklit, İslam hukukunda bir müctehid olmayan kişinin, yani kendi başına dini hükümleri çıkaramayan bir kişinin, başka bir alimin veya müctehidin görüşünü alarak amel etmesi anlamına gelir.

Necidiye’ye göre taklit caiz değildir: Necidiye Haricileri, her Müslümanın Kur’an ve sünneti kendi aklıyla anlaması ve ona göre amel etmesi gerektiğine inanırlar. Başka bir deyişle, onlar için taklit kabul edilemez bir durumdur.

Bireysel İctihadın Zorunluluğu: Necidiye’ye göre her Müslüman, dini hükümleri kendi başına araştırmak ve anlamak zorundadır. Başka bir alimin görüşünü kabul etmek, kişisel sorumluluktan kaçınmak anlamına gelir ve bu nedenle caiz değildir.

İcma Konusunda Necidiye Görüşü

İcma, müctehidlerin bir konuda ittifak etmeleri durumudur. İslami hükümlerin belirlenmesinde önemli bir yer tutar.

Necidiye’ye göre icma geçersizdir: Necidiye Haricileri, icma kavramını kabul etmezler. Onlara göre, her Müslüman kendi vicdanına göre hareket etmeli ve başkalarının görüşlerine uymak zorunda değildir. İcma, insanların kendi akıllarını kullanmalarını engelleyen bir araç olarak görülür.

Bireysel Hakkı Önemseme: Necidiye, bireysel hakka ve özgürlüğe büyük önem verir. İcma gibi kollektif bir karar verme mekanizmasının, bireyin dini özgürlüğünü kısıtladığına inanırlar.

Crone şöyle Aktarıyor:

“Necdiye imamlık doktrini hakkında daha fazlası vardı, veya gelecekti : İmamlığın asla var olmadığını ileri sürdü. Bu görüşün temelinde şu düşünce yatmaktadır: İmam herkesin kabul ettiği bir kişi olmalı, yani cemaat içindeki herkes istis­ nasız bir kişi üzerinde fikir birliğine varmalıydı; bu duruma bakarak böyle bir şeyin mümkün olamayacağı kararını ver­mişlerdi. Hz.Ebu Bekir’in halifeliği bile, bilindiği üzere bazı itirazlarla karşılaşmıştı: Onun başa geçmesi darbe gibi bir şeyle olmuştu. Sahabeler bu durumda aslında bir imam de­ ğil, sadece sıradan bir reis seçmişlerdi. Hz.Ebu Bekir’in fa­ziletli birisi olduğuna şüphe yoktu, ancak Sahabelerin onu fikir birliği (icma) yoluyla lider seçmelerine bakarak, bir imama sahip olmayı yasal bir zorunluluk haline getirdikle­ rini iddia etmek yanlış olurdu, çünkü bir imam seçilmemiş­ ti ve oy birliğinin de mümkün olmadığı göz önünde bulun­ durulursa, icma asla şeriatın kaynaklarından biri olamazdı. Hukuki sorunlarla karşılaşıldığında her Müslümanın içtihat yaparak kendi fikrine müracaat etme hakkı vardı: Herkes “bir tarağın dişleri gibi” veya “aralarında dişi bir devenin bulunmadığı yüz erkek devenin bulunduğu bir topluluk gibiydi”. Oy birliğinin neden mümkün olmadığını bu daha iyi açıklıyordu. Bu ayrıca kelimenin tam anlamıyla imamlığın mümkün olmadığını da gösteriyordu. Nasıl olur da insanlar her zaman bir kişinin fikirlerini kendi fikirlerine tercih edebilirlerdi?”

Necdiye’nin bu fikirleri L.  Spooner’ın D. Hume’un Toplumsal Sözleşme teorisine eleştirisine oldukça benzerdir. Anarşistlerin bireyin bir başka birey veya grupları hiç bir şekilde temsil edemeyeceğini ifade ettikleri fikirlerinin adeta aynısıdır.

Necdiler bu düşünceleri savunduklarında (muhtemelen IX. yüzyıl), hedefleri açıkça dini otoriteydi:

Ne kendi­leri için şeriatı belirleyecek bir imam, ne de bağlayıcılığı olan bir cemaate mensup olmak istiyorlardı.

Her Necdi ken­di görüşüne başvurma hakkına sahip bir müçtehit idi.

Teorik olarak kendileri tarafından kurulan bir siyasi toplum arzula­dıklarını kabul ediyorlardı:

Müçtehitler içte ve dışta düzeni korumak amacıyla bir lider (reis, emir) seçmede özgürdüler, ancak onu görevden alma ve gerekirse -şeriatın dışına çıkar­sa- onu öldürme hakkına sahiptiler.

Genel olarak Haricilerin doktrinlerinde görüldüğü gibi, burada da lider ümmet için sadece bir aracı konumundaydı. Kanun koyma ve doktrinler uygulama gücüne sahip değildi. Hiç kimsenin de böyle bir hakkı yoktu. Hidayete ermede herkes kendi yolundan so­rumluydu.

Hariciler ve İsmaili Batınileri arasında oldukça dikkate değer benzerlikler var:

Hâricîler ve İsmâilîler, İslâm tarihindeki farklı dönemlerde ve farklı coğrafyalarda ortaya çıkmış ve farklı teolojik ve politik görüşlere sahip iki önemli akımdır. Aralarında doğrudan bir ilişki veya devamlılık bulunmamakla birlikte, bazı açılardan benzerlikler ve etkileşimler söz konusu olmuştur. Hâricîlik, İslam’ın ilk dönemlerinde ortaya çıkmış ve Emevi döneminde etkili olmuştur. İsmâilîlik ise daha sonraki dönemlerde, Abbasi halifeliği zamanında ortaya çıkmıştır.

Benzerlikler:

İktidar Eleştirisi ve İsyan: Her iki grup da mevcut siyasi otoriteye karşı eleştirel bir duruş sergilemiş ve zaman zaman silahlı isyanlara başvurmuştur. Hâricîler, Hz. Ali dönemindeki hakem olayını ve Emevi yönetimine karşı muhalefetlerini şiddetle savunmuşlardır. İsmâilîler ise Abbasi halifeliğine ve Sünni İslam anlayışına karşı çıkmışlardır.

Aşırıcılık ve Şiddet: Her iki grup içinde de aşırı uçlara kayan ve şiddet eylemlerine başvuran gruplar ortaya çıkmıştır. Hâricîler arasında Necedat gibi gruplar, İsmâilîler içinde ise Haşhaşiler olarak bilinen Nizârîler, suikastlar ve terör eylemleriyle tanınmışlardır.

Gizli Teşkilatlanma: Özellikle İsmâilîler, faaliyetlerini gizli teşkilatlar aracılığıyla yürütmüşlerdir. Bu durum, Hâricîler’in bazı dönemlerindeki gizli faaliyetleriyle benzerlik göstermektedir.

Etkileşimler:

Fidailik Geleneği: Hâricîler’de görülen canını feda etmeye hazır savaşçılar (fidailer) geleneği, İsmâilîler’deki Haşhaşiler’in fidai eylemlerine ilham A olmuş olabilir.

Siyasi Muhalefet: Her iki grubun da mevcut siyasi düzene karşı muhalefeti, sonraki dönemlerdeki diğer muhalif hareketlere örnek teşkil etmiştir.

Sonuç olarak, Hâricîler ve İsmâilîler arasında doğrudan bir bağlantı veya devamlılık olmamakla birlikte, benzer siyasi ve sosyal koşullarda ortaya çıkmaları ve bazı benzer yöntemlere başvurmaları nedeniyle aralarında bazı paralellikler ve etkileşimler söz konusu olmuştur.

Özellikle Hariciler ve Mutezile arasında da yakın benzerlikler mevcut ve hatta Mutezile isminden hareketle Mutezileyi Haricilere bağlayanlar da mevcut.

Alişan Şahin


[1] Ümit Aktaş, İslam’da Yönetim, “Anarşizm ve Din”, Der.: A. Şahin içinde yer alan makale.

Views: 19

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz