İslam düşünce tarihinin dinamik ve entelektüel derinliği yüksek dönemlerinden biri, Mutezile okulunun kelami rasyonalizmi ile geç antik çağın Yeni Platoncu felsefesinin karşılaştığı 8. ve 9. yüzyıl Bağdat’ı ve Basra’sıdır. Bu karşılaşma, yalnızca iki farklı medeniyetin düşünce biçimlerinin yan yana gelmesi olarak okunabilir kimilerince fakat bu durumu iki farklı medeniyet değil aynı medeniyetin içinde iki farklı evren algısının mecz edilmesi olarak okumak daha doğrudur. Bu aynı zamanda Allah’ın mahiyeti, sıfatları ve evrenle olan ilişkisi üzerine bin yıl boyunca tartışılacak olan ontolojik bir zeminin inşası anlamına da gelmektedir. Mutezile’nin “ahlü’l-adl ve’t-tevhîd” (adalet ve tevhid ehli) olarak kendini tanımlaması, onların Allah tasavvurunun merkezine mutlak bir birlik ve aşkınlık (tenzih) fikrini yerleştirdiklerini göstermektedir. Mutezile’nin tenzih doktrini ile Plotinosçu yani Yeni Platonculuğun “Bir” kavramı arasındaki yapısal benzerlikleri, negatif teoloji (via negativa) ekseninde ele alacağız.
İslam Düşüncesinde Akılcılık ve Mutezile
Mutezile ekolü olarak da adlandırılan ama değişik dönemlerde ve farklı zamanlarda yaşayan Mutezili olduğu söylenen düşünürlerin kimi farklı bakış açılarına rağmen, İslam dünyasında Hz. Peygamber’in vefatından kısa bir süre sonra ortaya çıkan siyasi ve itikadi kargaşa ortamında, dini inançları akli bir zemine oturtma çabası bu ekolü ortaya çıkarmıştır. Okulun temelleri, fikri arka planı Cehm bin Safvan ve Ca’d bin Dirhem gibi Yeni Platonculuktan etkilenmiş düşünürlere götürülebilse de – ki bun Hariciler ve Haricilerin bir kolu olan, Patricia Crone tarafından Anarşist oldukları ifade edilen Necdileri de eklemekte bir sakınca yok – esasen 8. yüzyılın ilk yarısında Basra’da Vasıl b. Ata (ö. 748) tarafından atılmış ve 9. yüzyılda Abbasi imparatorluğunun altın çağında en “parlak” dönemini yaşamıştır. Abbasiler döneminde önde gelen Mutezili düşünürlerin bir kısmı devletle ilişkiye girip devletin resmi ideolojisi haline gelen ve baskıcı bir döneme damgasını vuran Mutezili Halk-ul Kur’an fikriyle vücut bulmuşlar ve sonrasında yok olmaya yakın bir hale gelmişlerdir. Mutezile’nin doğuşunu tetikleyen temel faktörler arasında siyasi otoriteye karşı gelişen entelektüel muhalefet, büyük günah işleyenin durumu hakkındaki tartışmalar ve kader üzerine yürüyen tartışma yer almaktadır.
Mutezile düşüncesi ve hareketi beş temel ilke (usûl-i hamse) üzerinde yükselir: Bunlar Tevhid, Adalet, Va’d ve Vaid (vaat ve tehdit), El-Menzile beyne’l-menzileteyn (iki konum arasındaki konum) ve Emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker (iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak). Bu ilkelerden Tevhid, Allah tasavvurunun çekirdeğini oluşturur ve doğrudan doğruya Yeni Platoncu birlik kavramıyla ontolojik bir paralellik arz eder ve bu beş ilkenin de birbiriyle Allah’ın tenzih edilmesi ile ilişkileri vardır. Bu ilkelerin felsefi karşılıkları da aynen şöyledir:
| İlke | Tanım | Kelami/Felsefi Hedef |
| Tevhid | Allah’ın mutlak birliği ve sıfatların zatın aynılığı | Çokluğun ve antropomorfizmin reddi. |
| Adalet | Allah’ın kötülük yaratmaması ve insan iradesinin hürriyeti | Allah’ı zulümden tenzih etmek |
| Va’d ve Vaid | İyilerin ödüllendirilmesi, kötülerin cezalandırılmasının zorunluluğu | İlahi vaadin sarsılmazlığını vurgulamak |
| El-Menzile beyne’l-menzileteyn | Büyük günah işleyenin ne mümin ne kafir ama fasık olması. | Toplumsal kargaşaya teolojik orta yol bulmak.[Bu ilke Hz. Ali ve Muaviye arasındaki Tahkim meslesine gönderme yapar] |
| Emr-i bi’l-Ma’ruf nehyi ani’l-münker | İyiliği teşvik ve kötülüğü engelleme toplumsal sorumluluğu | Ahlaki düzenin sürdürülmesi |
Mutezile, aklı dini öğretilerin anlaşılmasında en yüksek otorite olarak konumlandırır. Onlara göre akıl, nakil (ayet ve hadis) gelmeden önce bile iyi ve kötüyü, Allah’ın varlığını ve adaleti kavrama yetisine sahiptir. Bu akılcu tutum, antik Yunan felsefesi ile yüzyüze gelinmesi (özellikle Harran Medresesine de vurgu yapılır) ve özellikle Yeni Platoncu felsefenin Arapçaya çevrilmesiyle birlikte, Allah’ın birliğini savunmak için sofistike bir felsefi dilin kullanılmasını zorunlu kılmıştır.
Yeni Platonculukta Mutlak Bir ve Plotinos’un Mirası
Yeni Platonculuğun kurucusu Plotinos (M.S. 204-270), varlığın en tepesine her türlü bölünmeden, çokluktan ve ayrımdan azade olan “Bir”i (The One) yerleştirir. Plotinosçu “Bir”, o kadar aşkındır ki, ona varlık (being) demek bile bir sınırlama getireceği için yetersizdir; o “varlığın ötesindedir”.[i]
Plotinos’un sistemi, her şeyin “Bir”den sudûr (taşma) yoluyla meydana geldiği hiyerarşik bir evren tasarımıdır. Bu hiyerarşide “Bir”den ilk olarak İlahi Akıl (Nous/Intellect), ardından Dünya Ruhu (Psyche/Soul) ve en nihayetinde madde alemi çıkar. “Bir”, her şeyin kaynağı olmasına rağmen, bu taşma sürecinden dolayı kendisinde hiçbir eksilme veya değişim yaşamaz.
Plotinos’un “Bir” tasavvuru ile Mutezile’nin “Tevhid” anlayışı arasındaki en belirgin kesişim noktası, Allah’ın mutlak sadeliği ve bölünmezliği ve eşi benzerinin bulunmamasıdır. Kur’an’a göre de Mutlak olan O’dur[ii]. Plotinos’a göre “Bir”e herhangi bir niteleme eklemek, onda bir çokluk yaratmak demektir ve bu durum mükemmelliğe aykırıdır. Mutezile de benzer şekilde, Allah’ın zatından ayrı ezeli sıfatların varlığını reddederek, O’nun birliğini her türlü ontolojik kompozisyondan korumaya çalışmıştır. Halk-ul Kur’an fikri de Bir’in sadeliği fikrinin bir uzantısı olarak okunabilir.
Tenzih Teorisi: Dilsel Kökenlerden Teolojik Radikalizme
Mutezile teolojisinde tenzih, Allah’ı yaratılmışlara özgü tüm özelliklerden, eksikliklerden ve benzerliklerden arındırma eylemidir. Kur’an’ın “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” (Şura, 11) ayeti, bu doktrinin sarsılmaz temeli olarak kabul edilir. Tenzih, kelime anlamı olarak “uzaklaştırmak” anlamına gelir ve şeriatta Allah’ı her türlü kusurdan, ortaktan ve yardımcıdan uzak tutmayı ifade eder.
Mutezile, tenzih doktrini aracılığıyla hem teşbih (Allah’ı yaratılmışlara benzetme) hem de temsil (Allah’ı cisimsel formlarla sembolize etme) yaklaşımlarını kesin bir dille reddeder. Bu reddiye, özellikle Kur’an’daki antropomorfik ifadelerin (Allah’ın eli, yüzü, arşa oturması gibi) literal anlamlarından koparılarak akli ve dilsel bir çerçevede yeniden yorumlanmasını (te’vil) zorunlu kılmıştır.
Zemahşeri’nin Tafsir al-Kashshaf eseri, bu tenzihçi yaklaşımın zirvesidir. Zemahşeri, aklın üstünlüğünü vurgulayarak, Allah’a cismani özellikler atfeden ayetlerin mecazi olarak anlaşılması gerektiğini savunur. Örneğin, Allah’ın “hayy” (diri) olması biyolojik bir yaşamı değil, başlangıcı ve sonu olmayan yetkin bir varoluşu ifade eder; “el” kudreti, “arş” ise mutlak hakimiyeti simgeler. Bu yorumlama biçimi, Allah’ın aşkınlığını korumak adına dilin sınırlarını zorlayan bir rasyonalizm örneğidir.[iii]
Sıfatlar Teorisi: Zat ve Sıfat Özdeşliği Üzerine Tartışmalar
Mutezile ve Yeni Platonculuğun en derin felsefi çatışma ve uzlaşma noktalarından biri sıfatlar meselesidir. Mutezile, Allah’ın ilim, kudret ve hayat gibi sıfatlarının O’nun zatından ayrı, kadim (ezeli) varlıklar olduğunu reddeder. Onlara göre, eğer bu sıfatlar zattan ayrı ezeli gerçeklikler olarak kabul edilirse, bu durum “kadimlerin çokluğuna” (taaddüd-i kudemâ) yol açar ve bu da İslam’ın özü olan tevhidi zedeler.
Mutezile’nin bu konudaki temel savları şu şekilde özetlenebilir:
1. Allah, alîmdir (bilendir) ama bir ilim sıfatıyla değil, bizzat zatıyla alîmdir. Sıfatların bağımsız varlıklar olarak kabul edilmesi, Allah’ın içinde bir bölünme veya kompozisyon olduğu imasını taşır ki bu da Tevhid’e aykırıdır.
2. Mutezili düşünürler, sıfatları zattan ayıran görüşleri Hristiyan teslis (Trinity) doktrinine benzeterek eleştirmişlerdir. Onlara göre, Allah’ın ilim, hayat ve kudret gibi sıfatlarını bağımsız kişiler (hypostasis) olarak görmek tevhide aykırıdır.
Bu noktada Mutezile, Plotinos’un “Bir”ine yaklaşır. Plotinos’a göre “Bir”, düşünen veya düşünülen de olamaz; çünkü düşünce eylemi bir ikilik (subject-object) gerektirir ve “Bir” her türlü ikiliğin ötesindedir. Mutezile de benzer bir mantıkla, Allah’ın birliğini korumak için sıfatları ya zata indirgemiş ya da onları Allah’ın fiilleri veya olumsuzlamalar olarak tanımlamıştır.
| Okul | Sıfatların Ontolojik Statüsü | Temel Kaygı |
| Mutezile | Sıfatlar zatın aynısıdır; ayrı ezeli varlıklar değildir. | Mutlak birliği (tevhid) korumak ve çokluğu reddetmek. |
| Eş’arilik | Sıfatlar zatın ne aynısı ne de gayrısıdır; zata eklenmiş gerçekliklerdir. | Vahyin lafzını korumak ve Allah’ı noksanlıktan uzak tutmak. |
| Yeni Platonculuk | Bir’de hiçbir nitelik veya ayrım yoktur; “Bir” her şeyin ötesindedir. | Bölünemez mutlak sadeliği (simplicity) savunmak. |
| Maimonides | Sıfatlar yalnızca olumsuzlamalar (negations) yoluyla bilinir. | Allah ile yaratılan arasındaki mutlak farkı vurgulamak. |
Arapça Plotinos ve “Aristo Teolojisi”nin Etkisi
Yeni Platoncu fikirlerin İslam dünyasına girişi, 9. yüzyılın büyük çeviri hareketinden önce gerçekleşmiştir. Bunda Cehm bin Safvan ve Ca’r b. Dirhem’in etkisi büyüktür. Bu süreçteki en kritik metin, Plotinos’un Enneads adlı eserinin IV, V ve VI. kitaplarının bir derlemesi olan ve İslam dünyasında yanlışlıkla Aristoteles’e atfedilen “Aristo Teolojisi”dir (Theology of Aristotle). Peter Adamson’ın araştırmaları, bu metnin El-Kindi’nin çeviri çevresinde üretildiğini ve yeni-Platoncu olarak adlandırılan Plotinoscu fikirlerin İslam teolojisine uyarlanmasında bir köprü vazifesi gördüğünü ortaya koymaktadır.
“Aristo Teolojisi”, Plotinos’un mutlak aşkın “Bir”ini, İslam’ın yaratıcı Allah’ıyla uzlaştırmaya çalışmış; ancak bu süreçte orijinal metinde olmayan bazı modifikasyonlar yapılmıştır. Örneğin, Plotinos’ta “Bir” bilinçsiz bir kaynaktır; ancak Arapça versiyonunda “Bir”e irade ve yaratma gibi daha teolojik nitelikler atfedilmiştir. Bu metin, Mutezili kelamcıların ve ilk İslam filozofu El-Kindi’nin Allah’ın birliği ve sıfatları hakkındaki tartışmalarını derinden etkilemiştir.
El-Kindi, Mutezileye yakın bir entelektüel çizgide durur. Allah’ı “Gerçek Bir” (al-Wahid al-Haqq) olarak tanımlar ve O’nun her türlü çokluktan münezzeh olduğunu savunur. Kindi, Plotinoscu Sudûr Teorisi’ni tam anlamıyla benimsemez, bunun yerine Allah’ın evreni yoktan (ex nihilo) yarattığını savunarak İslami teoloji ile Grek felsefesini sentezlemeye çalışır.
Negatif Teoloji: Bilinemezlikten Aşkınlığa
Negatif teoloji veya via negativa, Allah’ı ne olduğu değil, ne olmadığı üzerinden tanımlama yöntemi olarak tanımlamak mümkündür. Bu yaklaşım, Allah’ın özünün insan aklı tarafından kuşatılamayacağı ya da anlaşılamayacağı varsayımına dayanır. Hem Mutezile hem de Yeni Platonculuk bu metodolojiyi sistemlerinin merkezine yerleştirmiştir.
Mutezile’de negatif teoloji, Allah’ı tenzih etmenin mantıksal sonucudur demek yanlış olmaz. Allah “cisim değildir”, “araz değildir”, “bir mekanda değildir”, “görülmez” gibi ifadeler, Allah’ın birliğini korumak için kullanılan negatif nitelemelerdir.[iv] Doğmamış, doğurmamış ve yemez-içmez (hiçbir şeye muhtaç olmayan) Allah tasviri, Kur’an’daki İhlas Suresi‘nde geçen Samed kavramıyla (Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmaması, herkesin O’na muhtaç olması) tam olarak örtüşür. Bu yaklaşım, Allah’ı tanımlanamaz bir boşluğa sürüklemekle (ta’til) eleştirilse dahi Mutezile için bu, Allah’ın yüceliğini beşeri kavramların sınırlılığından kurtarmak için zorunludur.
Plotinos’ta ise negatif teoloji daha radikal bir boyuttadır. O’na göre “Bir” hakkında yapılabilecek en doğru şey sessiz kalmaktır; çünkü herhangi bir söz, bölme ve sınırlama içerir. Plotinos, “İyi” terimini bile “Bir”e bir nitelik eklememek şartıyla kullanır. Mutezile bu kadar ileri gitmese de, Allah’ın sıfatlarını olumsuzlamalar (Allah cahil değildir, aciz değildir) olarak yorumlayan kanadı, Plotinosçu çizgiyle büyük ölçüde örtüşür.
Akıl, Vahiy ve Hermeneutik: Te’vilin Hikmeti
Mutezile’nin Allah’ı tasavvurunda akıl (nazar), hakikate ulaşmanın temel aracıdır. Okulun önde gelen düşünürlerinden Abdülcebbar, Allah’ın bilgisinin zorunlu (daruri) olarak değil, ancak akli istidlal[v] ve derin düşünmeyle elde edilebileceğini savunur. Bu rasyonalist temel, Mutezile’yi Kur’an metni karşısında aktif bir yorumcu konumuna getirmiştir.
Mutezile’nin hermeneutik yöntemi, “te’vil” üzerine kuruludur. Eğer bir ayetin lafzi anlamı aklın aşikar gerçekleriyle çelişiyorsa, o ayetin lafzı değil, akla uygun olan mecazi anlamı esas alınır. (Bu mecazi anlamı esas alma fikrinin Batıni yoruma götürecek önemeli bir ayak olduğuna burada değinmek isterim). Bu yöntem, özellikle tenzih ayetlerinin yorumlanmasında belirleyicidir:
Mutezile, “O gün birtakım yüzler Rablerine bakacaktır” (Kıyamet, 22-23) ayetini, Allah’ın görülmesinin (vision) imkansızlığına dair akli kanıtlara dayanarak, “O’nun sevabını ve nimetlerini beklemek” şeklinde yorumlamıştır.
Tarihsel süreç içinde çok tartışmalara ve Mutezilenin gözde düşmesine neden olan Halku’l-Kur’an yani Kur’an’ın yaratılmış olduğu fikri, Allah’ın mutlak birliğini koruma arzusunun bir sonucudur. Eğer Kur’an ezeli ve yaratılmamış olsaydı, Allah ile birlikte ikinci bir ezeli varlığın kabul edilmesi gerekirdi ki bu da tevhidi bozduğundan kabul edilebilecek bir şey değildir.
Bu rasyonalist hermeneutik, Yeni Platoncu filozofların mitolojileri ve antik metinleri alegorik olarak yorumlama geleneğiyle (örneğin Plotinos’un Platon yorumları) yöntemsel bir benzerlik arz eder. Her iki gelenek de, kutsal kabul edilen otorite ile aklın verilerini uyumlu hale getirme çabasındadır.
Dinler Arası Etkileşim: Yahudi ve Hristiyan Teolojisi Üzerindeki Yansımalar
Mutezile’nin rasyonalist tenzih doktrini, İslam coğrafyasındaki Yahudi ve Hristiyan toplulukları üzerinde de derin etkiler bırakmıştır. Özellikle 9. ve 11. yüzyıllar arasında, Bağdat ve Kahire gibi merkezlerde Mutezili kelam metotlarını benimseyen bir “Yahudi Mutezilesi” (Jewish Mu’tazilism) akımı doğmuştur. Karaylar gibi Yahudi mezhepleri, Allah’ın birliği, adalet ve sıfatlar konusunda Mutezili terminolojiyi ve mantıksal araçları kullanmışlardır.
Maimonides (İbn Meymun), bu etkileşimin en önemli düşünürüdür. Maimonides, Allah’ın sıfatları hakkındaki görüşlerinde Mutezile’nin negatif teolojisini ve Yeni Platonculuğun aşkınlık fikrini sentezlemiştir. Maimonides, Allah ile yaratılan arasında hiçbir benzerlik (analogy) kurulamayacağını savunur ve tenzih fikrini felsefi bir zorunluluk haline getirir.
Aynı zamanda, Mutezili düşünürlerin Hristiyan düşünürler ve onların teolojisiyle girdiği polemikler, onların tenzih anlayışını keskinleştirmiştir. Hristiyanların Allah’ın sıfatlarını kişiselleştirerek teslisi savunmalarına karşı Mutezile, Allah’ın mutlak sadeliğini savunarak her türlü içsel ayrımı reddetmiştir. Bu tartışmalar, İslam dünyasında “Kelam”ın yalnızca bir inanç savunması değil, aynı zamanda evrensel felsefi sorunlara cevap arayan bir disiplin haline gelmesini sağlamıştır.
Ontolojik Farklılıklar: Yaratma ve Sudûr Paradigması
Mutezile ve Yeni Platonculuk tenzih ve negatif teoloji konusunda büyük ölçüde uzlaşsa da, evrenin kökeni konusunda iki zıt bakış açısına sahiptirler. Yeni Platonculuk, evrenin “Bir”den zorunlu bir şekilde, bir ışığın kaynaktan yayılması gibi taştığını (emanation) savunur. Bu modelde Allah’ın özgür iradesi ve seçimi tartışmalıdır; Sudûr, tanrısal mükemmelliğin doğal bir sonucudur.
Mutezile ise İslami “yaradılış” (creation) fikrine sıkı sıkıya bağlıdır. Allah, evreni yoktan (ex nihilo) ve mutlak iradesiyle yaratmıştır. Mutezileye göre Allah’ın “Fail-i Muhtar” (özgür eyleyen) olması, O’nun adaleti ve hikmeti için vazgeçilmezdir. Mutezileye göre evren zorunlu bir taşma ürünü olsaydı, Allah’ın adaleti ve insanların sorumluluğu anlamını yitirirdi ve Allah’ın bir önemi kalmazdı.
Ancak Mutezile, yaratma fiilini açıklarken yine Allah’ı tenzih etme ilkesini gözetir. Allah’ın bir şeyi yaratması, O’nun özünde bir değişim yaratmaz. O, zamanın ve mekanın dışındadır ve yaratma O’nun birliğine halel getirmez. Buna göre El-Kindi, bu iki paradigmayı sentezleyerek, Allah’ı “İlk Neden” olarak kabul eden ancak yaratmayı özgür bir fiil olarak gören bir “İslami Neoplatonizm”in temellerini atmıştır denebilir.
Sonuç Yerine: Akıl ile Aşkınlığın Sentezi
Mutezile ve Yeni Platonculuk, tarihsel ve kültürel bağlamları farklı da olsa Allah tasavvurunda mutlak aşkınlık (transcendence) ve rasyonalite arayışında birleşirler. Mutezile’nin tenzih doktrini, İslam teolojisini maddi ve antropomorfik tasavvurlardan arındırır ve ona bir felsefi derinlik kazandırır. Yeni Platonculuğun “Bir” kavramı ise, bu arındırma eylemi için gerekli olan mantıksal ve ontolojik çerçeveyi ona sağlamıştır.
Negatif teoloji, her iki gelenek için de Allah’ın yüceliği karşısında insanın dilsel acziyetini ifade etme biçimidir. Bu acziyet onu arayışında insanı rasyonel bir dünya tasavurundan da azade kılmamış ve İbn Arabi’nin deyişiyle her defasında “hayret” eder kılmıştır. Yani bu acziyet, Mutezile’de aklı devre dışı bırakmaz; aksine aklı, Allah’ın ne olmadığını anlamak ve O’nun adaletini kavramak için en kutsal araç haline getirir. Mutezile’nin sıfatları reddi ve tenzih teorisi Plotinos’un mutlak sadelik fikriyle harmanlanarak, İslam düşünce tarihinde tevhidi en saf haliyle formüle etme çabası olarak tarihe geçmiştir.
Bugün yapılan kimi çalışmalar Mutezile’nin rasyonalizmini ve tenzihçi yaklaşımını, fikir dünyasında bilimsel ve felsefi düşüncenin yeniden canlanması için hayati bir miras olarak görmektedir. Akıl ve aşkınlık arasındaki bu kadim denge, insanın sonsuz olanı sonlu araçlarla anlama çabasının en parlak örneklerinden biri olmaya devam etmektedir. (Külli İrade ve Cüzi İrade ayrımı da vurgulanmaşıdır)
Bu manada Mutezile’nin Tenzih’i ile Yeni Platonculuktaki Bir arasındaki benzerlikler şöyle bir karşılıklılık içindedir:
| Mutezile (Tenzih) | Yeni Platonculuk (Bir) | |
| Ontolojik Temel | Mutlak Birlik ve Tenzih (Tevhid) | Varlığın ötesinde bölünmez “Bir” |
| Epistemolojik Araç | Akli İstidlal (Nazar) ve Te’vil | Diyalektik ve Sezgisel Zeka |
| Allah-Alem İlişkisi | Özgür İrade ile Yoktan Yaratılış | Zorunlu Sudûr (Taşma) |
| Dilsel Yaklaşım | Negatif Teoloji ve Mecaz | Via Negativa ve Sessizlik |
| Etki Alanı | İslam Kelamı, Yahudi Teolojisi (Karayiler) | Hristiyan Mistisizmi, İslam Felsefesi |
Bu karşılaştırma, Mutezile teolojisinin Yeni Platoncu felsefe ile kurduğu ilişkinin açıklanmasını sarih kılar. Bu yalnızca bir “etkilenme” değil, nev-i şahsına münhasır bir “yeniden inşa” sürecidir. Allah’ın tenzihi, Mutezile’de İslam düşüncesi içinde bir rasyonalizmin ifadesi olmuştur.
Alişan Şahin
[i] Plotinos, Enneadlar / Birinci ve Beşinci Dokuzluklar, Fol Kitap.
[ii] Haşr Suresi 22-24. ayetler (Hüvallahüllezi), Bakara Suresi 163-165. ayetler ve A’râf Suresi 54. Ayetleri.
[iii] ZEMAHŞERİ, Keşşaf Tesfiri, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Bşk. Y.
[iv] İhlas Suresi’nin tam anlamı şudur: “De ki: O, Allah birdir. Allah Samed’dir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur”
[v] Delil getirme, delile başvurma, akıl yürüterek sonuç çıkarma veya bilinenlerden bilinmeyenlere ulaşma.
KAYNAKLAR
Sabine SCHMİDTKE, The People of Monotheism and Justice: Muʿtazilism in Islam and Judaism,
Catarina BELO, Mu’tazilites, al-Ash’ari and Maimonides on Divine Attributes
Hüseyin ÇELİK, Mu’tezile Mezhebinin Kur’an Anlayışı ve Günümüze Yansımaları
Elham ZARİNKOLAH, Critical Analysis of Sunni Theological Schools’ Views on Divine Justice from the Perspective of Shahid Motahhari – International Journal of Multicultural and Multireligious Understanding
Ishraq ALİ, Khawla ALMULLA, Philosophy Versus Theology in Medieval Islamic Thought.
PLOTİNUS – Wikipedia,
PLOTİNUS | Internet Encyclopedia of Philosophy
PLOTİNUS – Stanford Encyclopedia of Philosophy, https://plato.stanford.edu/entries/Plotinos/
Alfred L. IVRY, “Review of ‘The Philosophy of the Kalam’ and ‘Repercussions of the Kalam in Jewish Philosophy’, by Harry Austryn Wolfson,” Philosophical Review, vol. 89, no. 4 (October 1980): 653-660
Peter ADAMSON, The Arabic Plotinos: A Philosophical Study of the Theology of Aristotle, Gorgias Press, 2017.
Peter ADAMSON, Al-Kindi and the Mu’tazila: Divine Attributes, Creation and Freedom –
İslâmî İlimler Dergisi, Yıl 12, Cilt 12, Sayı 2, Güz 2017 (145/178) , David SKLARE, Mu‘tazili Trends in Jewish Theology.
Dr. Mohammad Rais KHAN, Islamic Theology in the Contemporary Academic Landscape.
Ian Richard NETTON, Neoplatonism in Islamic philosophy.
John WALBRIDGE, God and Logic in Islam
ZEMAHŞERİ, Keşşaf Tesfiri, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Bşk. Y.
Marife Dini Araştırmalar Dergisi’nin 2003 yılı, 3. Cilt, 3. Sayısı “Mu’tezile Özel Sayısı”
Din Felsefesi Açısından Mutezile Gelen-Ek-i (Der. Recep Alpyağıl) I. ve II. Cilt. İz Yayıncılık.
Patricia CRONE, Ortaçağ İslam Dünyasında Siyasi Düşünce, Kapı Yayınları.
Views: 16




